İcmâ'nın Ehli, Şartı ve İstinatgahı

İcmâ'nın Ehli, Şartı ve İstinatgahı


441 -: Ehli icma; fâsik, mübtedi olmayan ve icühad kudretini ha­iz bulunan zatlardır.

îcmaın şartı da bir asırda, yâni: bir zamanda bulunan ve bu evsafı haiz olan müctehidlerin ittifak etmeleridir.

Binaenaleyh bir mesele hakkında bir asırdaki müctehidlerden yal­nız bir kısmının ittifak etmeleri, bir icma mahiyetinde olamaz.

Bazı zevata göre müctehidlerden bir İki zatın muhalefeti, icmaın inikadına mâni değildir. Bir hadisi şerifte: en büyüt cemaate tâbi olunuz) buyurulmuştur. Ekser için hükmi kül vardır.

442 -: Yalnız ehli beyti nübüvvetin, yalmz Hulefai Râşidinin ve­ya yalnız Medinei Münevvere ehlinin ittifakları bir icma sayılmaz.

Yalmz İmamı Mâlike göre Medinei Münevvere ehlinin ittifakları ic-madan mâduddur.

Zeydiyye ile İmamiyyeye göre Resulü Ekrem'in itretinden -mü­barek neslinden başkalarının icmaı sahih değildir.

Zahariyyeye ve İmam Ahmedden bir rivayete göre de ashabı ki­ramdan olmayan müctehidlerin icmaı muteber değildir. Bunlara göre, -ümmetim dalâlet üzerine toplanmaz) hadisi şe­rifi ashabı kirama hastır.

443 -: icmaın inikadı için, İmam Ahmed ibni Hanbele ve İmarn Şafiîden bir kavle göre asrın inkırazı şarttır. Müttefik olan müctehidler, vefat etmedikçe icma tahakkuk etmiş olmaz. Çünkü içlerinden bazıla­rının rücuu, tebdili kanaat etmesi caizdir, melhuzdur.

Demek ki, bu zatlara göre müctehidlerden bazılarının bilâhare itti­faktan ayrılmaları, sabık icmaı ihlâl eder.

444 -: Cumhurı fukahaya nazaran bir meselede ittifak eden müc­tehidlerin yalnız ashabı kiramdan veya ehli beyti nübüvvetten olmaları veya tevatür adedine baliğ bulunmaları ve bunların ittifakları üzerin­den bir asır geçmesi şart değiidir. Belki herhangi bir asırdaki mücte­hidlerin ittifakı da —usulü dairesinde-icmadan mâduttur. Bir asır­da bulunan müctehidler, bir mesele hakkında, bir kerre ittifak ettiler mı, artık o mesele icma ile sabit olmuş olur. Ondan sonra yetişecek mücte­hidlerin varlığı ve tevali edecek senelerin, asırların mevcudiyeti bu icmaı İhlâl edemez. Hattâ bu icmaı vücude getirmiş oîan müctehitlerden bir kaçının bilâhare reyinden dönmesi de münakid bulunan bu icmaı izale edemez. Çünkü müctehidîerin bu icmaı, bir teemmül ve tefekkür devre­sinden'sonra vuku bulmuş olacağından artık sonraki fikirleri, evvelce tam kanaatleri dairesinde tecellî etmiş olan bir ittifaka müzahim ola­maz.

445 -: Bir mesele hakkındaki sabık ihtilâf, o mesele hakkındaki lâhik icmaın tahakkukuna mâni olamaz. Şöyle ki: bir mesele hakkında bir asrın müctehidleri ittifak edemeyip meselâ: iki veya üç reyde bu­lunmuş oldukları hâlde onlardan sonra gelen müctehidler, bu reylerin birinde ittifak etseler, artık icma vukua gelmiş olur. Fakat bu iki veya üç reyden başka bir reyde ittifak etse bu icma sayılmaz. Çünkü evvelki müctehidîerin bu hususta yalnız iki veya üç reyde ittifakları vardır. Bu­nun haricinde bir reye mahal bulunmadığına âdeta ittifak etmiş demek-dirler. O hâlde muahhar asırdaki müctehidlerin buna muhalefeti savap görülemez.

Meselâ: vaktile müctehidler, bir Ölünün sahih ceddi var iken karde­şine hisse verilip verilmemesi hususunda ihtilâf edip bir kısmı ceddin müstakillen varis olacağına, bir kısmı da mukaseme yoîile varis olaca­ğına kail olmuştur. Artık sonraki müctehidlerin bir üçüncü kavi olmak üzere ceddin mahrumiyetine kail olmaları caiz olamaz. Böyle bir kavi, evvelce müttefekun aleyh olan bir reyi nefy edeceğinden muteber değil­dir,

Kezalik: ribevî mallardaki illeti riba hakkında müctehidler kısmen ittifak ve kısmen ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki: bu illet, Hanefîlerce keyl maarcinstir, Şafiîleree ta'm maar cinstir, Mâliküerce de iddihar maâl cinstir. Demek ki, bu illetin bir cüz'ünde ihtilâf, diğer bir cüz'ü olan cinste de ittifak etmişlerdir. Binaenaleyh sonradan gelen müctehidlerin, illeti ribanın bidûnilcins hangi bir şey olduğunda ittifak etmeleri muteber olamaz.

446 -: Müctehidlerin bir hadise hakkında ittifak etmeleri, şüphe yok ki, mücerred reylerine müstenid olmayıp yine bir şer'î delile müs-tenid bulunur. Bu delil, haberi vahid veya kıyas olabilir. İcma ile bu deliller kuvvet bulur, artık asıl delil, icma olmuş olur, hükm icmaa iza­fe edilir.

İcmaın senedi, istinatgahı bir kat'î delil de olabilir. Fakat bu halde icma, hüccet olmakta müstakil olamaz. Belki hükm esasen o kafi delil ile sabit olmuş, icma da buna munzam bulunmuş, o kafi delilin te'vile. takyide muhtemil olmadığım göstermiş olur.

Meselâ: Beş vakitteki namazların farziyeti, kitab ile ve sünnet ile sabit olduğu gibi icmaı ümmet ile de sabit bulunmuştur! Zekât, oruç, hac hakkında da böyledir. [18]