Beyanın Nevileri :
Beyanın Nevileri :
351 -: Beyan, lügatte ilâm izhar, tebyin demektir. îlmi usulde: bir sözden veya filden maksat ne olduğunu o söze, o fi'le müteallik bir söz veya fî'l ile izhar ve i'lam etmekten ibarettir.- Beyan, bir nevi delildir, muradı müsbittir ve berveçhiâti beş nev'e münkasimdir:
(1) : Beyanı takrir: bir sözü mecaza veya hususa hami etmeği kat' edecek bir şey ile te'kit demektir. Şöyle ki: bir sözün mecaza ihtimâli bir şey ile kesilip atılırsa o sözün bir hakikat olduğu tezahür eder. Ve bir sözün hususa ihtimâli bir şey ile kesilip bertaraf edilirse o sözün âm olduğu taayyün eyler.
Meselâ: -iki kanadile uçar bir kuş yoktur ki) kavli şerifindeki tairden murad, hakikaten kuştur. Çünkü «bicenahayhi» kelâmı, bir beyanı takrirdir, bu tair ile hakikaten uçan herhangi bir kuş murad edildiğini ilâm etmektedir.
KezaKk: inazmı şerifindeki elmelâike de bir lâfzı âmdır. Bu, umumî üzere caridir. Çünkü «küllühüm» kavli bunu göstermektedir. Artık elmelâiketü lâfzı âmminin tahsise ihtimâli kalmamıştır. «Ecmeun» kelimesi de bir tefsir mahiyetindedir, meleklerin birlikte secde ettiklerini belirtmektedir.
(2) : Beyanı tefsir; mücmel, müşterek, müşkil, hafî gibi kendisin-
den ne kasdedildiği kapalı bulunan bir sözü diğer bir söz veya iş ile izhar etmelçtir.
Meselâ: emri ilâhisindeki salât, bir mücmel lâfızdır. Acaba bununla muradı ilâhî nedir? İşte Resulüekrem, sallâllahü aleyhi vesel-lem efendimiz, bunu kendi fiülerile izah etmiş ve= benim nasıl namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız) diye buyurmuştur. Binaenaleyh Resulüekrem'in bu fiilleri bir beyanı tefsir mahiyetinde bulunmuştur.
Kezalik: = hırsız erkek ile hırsız kadı-nm ellerini kesiniz.) âyeti kerimesi mücmeldir. Çalınan mal ne kadar olacaktır ve hırsızın eli neresinden kesilecektir?. Bunlar beyana muhtaçtır. Nebiyyi Efham Efendimiz ise «on dirhemden az miktardan dolayı el kesilmez» buyurmuş ve Safvan'ın ridasım çalanın elini tam bileğinden kestirmiştir, işte Resulüllahm bu kavlile bu fiili bu hususta bîr beyanı tefsir bulunmuştur.
(3) : Beyanı tağyir; sadrı kelâmın, yâni: ilk sözün, asıl söylenmesi istenilen şeyin mucebini ona bitişik diğer bir söz ile tağyir ederek müte-kellimin asıl muradını izhar eylemekten ibarettir. Tahsis, istisna, şart, sıfat, gayet ve bedel denilen şeyler bütün beyanı tağyir kabiİmdendir. Bu tâbirler için ıstılahat kısmına müracaat!.
Meselâ: âyeti kelimesindeki kavli şerifi, tahsis kabilinden bir beyanı tağyirdir. Çünkü sadrı kelâmı, yâni:kavli şerifini tahsis etmiştir. Bu kavli şerif, herhangi bey' in helâl olduğunu gösterir,"kavli şerifi ise bu umumiyeti tahr sis etmiş, riba kabilinden olan bey'i sair beyüerden ayırmış, onun helâl olmadığını bildirmiş, muradı ilâhiyi izhar etmiştir.
Kezalik: «nefislerine mağlûp olan gafil kimselerden başka bütün insanlar, Haktealâ'ya ibadette bulunurlar» cümlesinde «bütün insanlar» sözü âmdir. «Nefislerine mağlûp olanlardan başka» sözü de bir istisna olup o âm olan sözü takyit etmiştir. Binaenaleyh bu da bir beyanı tağyirdir.
Kezalik: bir kimse refikasına: «Filân yere gidersen benden boş oU dese bu sözü bir cümlei şartiyedir. «Benden boş ol» sözü mutlaktır, bununla hemen talâk vaki olur. «Filân yere gidersen» sözü ise şarttır, bu mutiakı takyit ve tağyir etmiş, boş olmanın filân yere gitmekle meşrut olduğunu göstermiştir. Binaenaleyh bu da bir beyanı tağyirdir.
Kezalik: «Bu akarın gailesini fukahadan olan fakirlere vakf ettim» sözünde fukahadan sıfatı da bir beyanı tağyirdir. Bu akarın gailesini fakirlere vakf ettim sözünü takyit ve tağyir ederek vakfın fukahadan olmak vasfını haiz olan fakirlere aidiyetini bildirmiştir.
Kezalik: «Şu fakirlere bu ayın nihayetine kadar yardım et» denilse «bu ayın nihayetine kadar» sözü, bir gaye olarak şu fakirlere yardım et sözünü takyit ve tağyir etmiş olur. Binaenaleyh bu da bir beyanı tağyirdir.
Kezalik: âyeti kerimesinde sadrı kelâm, yâni: kavli şerifi, her insana haceın far-ziyetini müfittir. kavli kerimi ise bir bedeli ba'z olup bu sadrı kelâmı tağyir etmiş, BeytuUahı ziyarete gidebilmek, kudretine mâlik olanlara Haccın farz olduğunu ifade ederek muradı ilâhînin neden ibaret bulunduğunu izhar eylemiştir. Binaenaleyh bu da bir-beyanı tağyirdir.
«Beyanı tağyir, daima tağyir ettiği söze muttasıl olur, ondan ayrılmaz. Diğer bir tâğbir ile beyanı tağyir, vakti hitaptan sonraya kalmaz. Çünkü beyanı tağyir ile tağyir ettiği söz, bir kelâmdır, birbirine muttasıl olmaları lâzımdır. Beyam takrir ile beyanı tefsir ise her ne kadar hacet vaktinden teehhür etmezse de hitap vaktinden teehhür edebilir. Meselâ: bir söz, evvelâ mücmel olarak söylenir, sonra da o söz kendisile âmel edileceği zaman tefsir edilerek kendisinden murad ve maksat ne olduğu izah edilir.
(4) : Beyanı zaruret; izaha muhtaç olan bir şeyi lisan bakımından esasen izaha mevzu olmayan bir şey ile bir nevi tavzih demektir ki, aşağıdaki nevilere ayrılır:
(a) : Mantuk hükmünde olan bir meskûtün anh, beyanı zaruret kabilindendir.
Meselâ: âyeti kerimesinde çocuğu olmayan bir müteveffanın terekesine yalnız anasile babası tevarüs etse anasına terekesinin üçte biri verilir, buyurulmuştur, babasının hissesi ise meskûtün anhtir. Fakat bu meskûtün anh, mantuk hükmündedir. Çünkü başka varis yok, valdesinin sehmi üçte bir, o hâlde üçte ikisinin de babasına aidiyeti bizzarure anlaşılmış olur. Nitekim iki şerikten biri diğerine: «Şu kazandığımız malın yarısı senin olsun» dese diğer yarısı da benim olsun demiş gibi olur.
(b) : Sözü ihtisar etmek zaruretile sabit olan bir beyan da beyanı zaruret demektir. Meselâ: bir kimse dese benim yüz bir dirhem borcum vardır» demiş olur. Çünkü birinci dirhem sözü ihtisar maksadile hazfedilmiş, matuf olan ikinci dirhem ise bunu nıübeyyin bulunmuştur.
(c) : Hacet zamanında sükût dahi beyanı zaruret kabilindendir. Meselâ: Resuîüekrem'in bir şeyi görüp de sükût buyurmuş olması, o şeyin meşruiyetini ifade eder. Bu sükût, bir izah tarzı değildir, fakat böyle söze hacet zamanında vukuu bir nevi izah demektir ki, o şeyin meşruiyetini gösterir.
Kezalik: babası tarafından kocaya verilen bir bikri baliğenin sükût etmesi, buna rıza demektir. Çünkü razı olmasaydı sükût etmemesi lâzım
gelirdi.
Kezalik: kendisine yemin tevcih edilen şahsın bu yemininden nükûl
etmesi, müddea bihi itiraf sayılır.
Kezalik: bir akardaki şefiin şüfa talebinde bulunmayıp sükût etmesi, bir beyanı zaruret olup şüfa hakkını iskat ettiğini ifade eder.
(5) : Beyanı tebdil; bu nesh demektir. Şöyle ki nesh, lügatte izale, tahvil, tebdil manasınadır. Tebdil ise bir şeyi kaldırıp yerine başka bir §ey koymaktan ibarettir. Usuliyyuna göre nesh ise: bir hükmü şer'ınin hilâfına ondan müteahhır olan bir delili şer'înin delâlet etmesidir. Bu mü-teahhır olan delile «nâsih» o ref edilen hükme de «mensuh» denir. Nitekim bunlar aşağıda izah edilecektir. [2]
351 -: Beyan, lügatte ilâm izhar, tebyin demektir. îlmi usulde: bir sözden veya filden maksat ne olduğunu o söze, o fi'le müteallik bir söz veya fî'l ile izhar ve i'lam etmekten ibarettir.- Beyan, bir nevi delildir, muradı müsbittir ve berveçhiâti beş nev'e münkasimdir:
(1) : Beyanı takrir: bir sözü mecaza veya hususa hami etmeği kat' edecek bir şey ile te'kit demektir. Şöyle ki: bir sözün mecaza ihtimâli bir şey ile kesilip atılırsa o sözün bir hakikat olduğu tezahür eder. Ve bir sözün hususa ihtimâli bir şey ile kesilip bertaraf edilirse o sözün âm olduğu taayyün eyler.
Meselâ: -iki kanadile uçar bir kuş yoktur ki) kavli şerifindeki tairden murad, hakikaten kuştur. Çünkü «bicenahayhi» kelâmı, bir beyanı takrirdir, bu tair ile hakikaten uçan herhangi bir kuş murad edildiğini ilâm etmektedir.
KezaKk: inazmı şerifindeki elmelâike de bir lâfzı âmdır. Bu, umumî üzere caridir. Çünkü «küllühüm» kavli bunu göstermektedir. Artık elmelâiketü lâfzı âmminin tahsise ihtimâli kalmamıştır. «Ecmeun» kelimesi de bir tefsir mahiyetindedir, meleklerin birlikte secde ettiklerini belirtmektedir.
(2) : Beyanı tefsir; mücmel, müşterek, müşkil, hafî gibi kendisin-
den ne kasdedildiği kapalı bulunan bir sözü diğer bir söz veya iş ile izhar etmelçtir.
Meselâ: emri ilâhisindeki salât, bir mücmel lâfızdır. Acaba bununla muradı ilâhî nedir? İşte Resulüekrem, sallâllahü aleyhi vesel-lem efendimiz, bunu kendi fiülerile izah etmiş ve= benim nasıl namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız) diye buyurmuştur. Binaenaleyh Resulüekrem'in bu fiilleri bir beyanı tefsir mahiyetinde bulunmuştur.
Kezalik: = hırsız erkek ile hırsız kadı-nm ellerini kesiniz.) âyeti kerimesi mücmeldir. Çalınan mal ne kadar olacaktır ve hırsızın eli neresinden kesilecektir?. Bunlar beyana muhtaçtır. Nebiyyi Efham Efendimiz ise «on dirhemden az miktardan dolayı el kesilmez» buyurmuş ve Safvan'ın ridasım çalanın elini tam bileğinden kestirmiştir, işte Resulüllahm bu kavlile bu fiili bu hususta bîr beyanı tefsir bulunmuştur.
(3) : Beyanı tağyir; sadrı kelâmın, yâni: ilk sözün, asıl söylenmesi istenilen şeyin mucebini ona bitişik diğer bir söz ile tağyir ederek müte-kellimin asıl muradını izhar eylemekten ibarettir. Tahsis, istisna, şart, sıfat, gayet ve bedel denilen şeyler bütün beyanı tağyir kabiİmdendir. Bu tâbirler için ıstılahat kısmına müracaat!.
Meselâ: âyeti kelimesindeki kavli şerifi, tahsis kabilinden bir beyanı tağyirdir. Çünkü sadrı kelâmı, yâni:kavli şerifini tahsis etmiştir. Bu kavli şerif, herhangi bey' in helâl olduğunu gösterir,"kavli şerifi ise bu umumiyeti tahr sis etmiş, riba kabilinden olan bey'i sair beyüerden ayırmış, onun helâl olmadığını bildirmiş, muradı ilâhiyi izhar etmiştir.
Kezalik: «nefislerine mağlûp olan gafil kimselerden başka bütün insanlar, Haktealâ'ya ibadette bulunurlar» cümlesinde «bütün insanlar» sözü âmdir. «Nefislerine mağlûp olanlardan başka» sözü de bir istisna olup o âm olan sözü takyit etmiştir. Binaenaleyh bu da bir beyanı tağyirdir.
Kezalik: bir kimse refikasına: «Filân yere gidersen benden boş oU dese bu sözü bir cümlei şartiyedir. «Benden boş ol» sözü mutlaktır, bununla hemen talâk vaki olur. «Filân yere gidersen» sözü ise şarttır, bu mutiakı takyit ve tağyir etmiş, boş olmanın filân yere gitmekle meşrut olduğunu göstermiştir. Binaenaleyh bu da bir beyanı tağyirdir.
Kezalik: «Bu akarın gailesini fukahadan olan fakirlere vakf ettim» sözünde fukahadan sıfatı da bir beyanı tağyirdir. Bu akarın gailesini fakirlere vakf ettim sözünü takyit ve tağyir ederek vakfın fukahadan olmak vasfını haiz olan fakirlere aidiyetini bildirmiştir.
Kezalik: «Şu fakirlere bu ayın nihayetine kadar yardım et» denilse «bu ayın nihayetine kadar» sözü, bir gaye olarak şu fakirlere yardım et sözünü takyit ve tağyir etmiş olur. Binaenaleyh bu da bir beyanı tağyirdir.
Kezalik: âyeti kerimesinde sadrı kelâm, yâni: kavli şerifi, her insana haceın far-ziyetini müfittir. kavli kerimi ise bir bedeli ba'z olup bu sadrı kelâmı tağyir etmiş, BeytuUahı ziyarete gidebilmek, kudretine mâlik olanlara Haccın farz olduğunu ifade ederek muradı ilâhînin neden ibaret bulunduğunu izhar eylemiştir. Binaenaleyh bu da bir-beyanı tağyirdir.
«Beyanı tağyir, daima tağyir ettiği söze muttasıl olur, ondan ayrılmaz. Diğer bir tâğbir ile beyanı tağyir, vakti hitaptan sonraya kalmaz. Çünkü beyanı tağyir ile tağyir ettiği söz, bir kelâmdır, birbirine muttasıl olmaları lâzımdır. Beyam takrir ile beyanı tefsir ise her ne kadar hacet vaktinden teehhür etmezse de hitap vaktinden teehhür edebilir. Meselâ: bir söz, evvelâ mücmel olarak söylenir, sonra da o söz kendisile âmel edileceği zaman tefsir edilerek kendisinden murad ve maksat ne olduğu izah edilir.
(4) : Beyanı zaruret; izaha muhtaç olan bir şeyi lisan bakımından esasen izaha mevzu olmayan bir şey ile bir nevi tavzih demektir ki, aşağıdaki nevilere ayrılır:
(a) : Mantuk hükmünde olan bir meskûtün anh, beyanı zaruret kabilindendir.
Meselâ: âyeti kerimesinde çocuğu olmayan bir müteveffanın terekesine yalnız anasile babası tevarüs etse anasına terekesinin üçte biri verilir, buyurulmuştur, babasının hissesi ise meskûtün anhtir. Fakat bu meskûtün anh, mantuk hükmündedir. Çünkü başka varis yok, valdesinin sehmi üçte bir, o hâlde üçte ikisinin de babasına aidiyeti bizzarure anlaşılmış olur. Nitekim iki şerikten biri diğerine: «Şu kazandığımız malın yarısı senin olsun» dese diğer yarısı da benim olsun demiş gibi olur.
(b) : Sözü ihtisar etmek zaruretile sabit olan bir beyan da beyanı zaruret demektir. Meselâ: bir kimse dese benim yüz bir dirhem borcum vardır» demiş olur. Çünkü birinci dirhem sözü ihtisar maksadile hazfedilmiş, matuf olan ikinci dirhem ise bunu nıübeyyin bulunmuştur.
(c) : Hacet zamanında sükût dahi beyanı zaruret kabilindendir. Meselâ: Resuîüekrem'in bir şeyi görüp de sükût buyurmuş olması, o şeyin meşruiyetini ifade eder. Bu sükût, bir izah tarzı değildir, fakat böyle söze hacet zamanında vukuu bir nevi izah demektir ki, o şeyin meşruiyetini gösterir.
Kezalik: babası tarafından kocaya verilen bir bikri baliğenin sükût etmesi, buna rıza demektir. Çünkü razı olmasaydı sükût etmemesi lâzım
gelirdi.
Kezalik: kendisine yemin tevcih edilen şahsın bu yemininden nükûl
etmesi, müddea bihi itiraf sayılır.
Kezalik: bir akardaki şefiin şüfa talebinde bulunmayıp sükût etmesi, bir beyanı zaruret olup şüfa hakkını iskat ettiğini ifade eder.
(5) : Beyanı tebdil; bu nesh demektir. Şöyle ki nesh, lügatte izale, tahvil, tebdil manasınadır. Tebdil ise bir şeyi kaldırıp yerine başka bir §ey koymaktan ibarettir. Usuliyyuna göre nesh ise: bir hükmü şer'ınin hilâfına ondan müteahhır olan bir delili şer'înin delâlet etmesidir. Bu mü-teahhır olan delile «nâsih» o ref edilen hükme de «mensuh» denir. Nitekim bunlar aşağıda izah edilecektir. [2]