Katla Nefsden Dolayı Kısas İcra Eyîlmesi İçin Vücudi İcab Eden Şartlar

Katla Nefsden Dolayı Kısas İcra Eyîlmesi İçin Vücudi İcab Eden Şartlar :

257 - : Bir katil hakkında kısas cezası tertib edilebilmesi için ka­tile, maktule, nefsi katle, veliyyi katile aid olmak üzere aşağıda yazılı şartların vücudüne lüzum vardır.

258 - : Katil, âkil ve baliğ olmalıdır.

Binaenaleyh mecnun, matuh veya çocuk olan bir katil hakkında diyet lâzım gelirse de kısas lâzım.gelmez. Çünkü bunların fi'lleri cürüm­den madud, kendileri de ukubete ehil değildirler. Bunların amden katil leri hata hükmündedir. Bunlar bu katilden dolayı mirasdan, vasiyetdcıı de mahrum olmazlar.

Vakit vakit tecennün eden bir şahsın hali ifakatinde amden yapdı-ğı bir "katil, yine hali ifakatinde kısası müstelzim olursa da hali cinnetin de yapdığı bir katil, yalnız diyeti icab eder, kısas müstelzm olmaz. Cev­here, Bahr.

259 - : Katil, mu'teammid olmalıdır.

.Binaenaleyh bir kimseyi hata veya şibhi amd suretiyle kati eden şa­hıs hakkında kısas'lâzım* gelmez. Çünkü kısas ukubetin müntehasıdu. Son derecede bulunan bir cinayetden dolayı tatbik edilir. Bir katlin son derecede bir cinayet olabilmesi ise amde mütevakkıfdır.

Bir katil hâdisesinde âleti carihamn kullanılması amdin vücudüne delildir. Bedayi, Haniyye.

260 - : Katil, muhtar olmalıdır.

Binaenaleyh bir kimseyi vukubulan bir ikrahi mülciye mcbni am-den veya şibhi amd suretiyle kati eden şahıs hakkında kısas, diyet lâ­zım gelmez. Ve bu katil, maktulün mirasından mahrum da kalmaz. Bel­ki kısas veya diyet mücbir üzerine Iâ,zım gelir. Çünkü bu veçhile mük-reh olan şahıs, meslûbül'ihtiyar olacağı cihetle mücbirin bir âleti icrai yesi mesabesinde bulunur.

Bu mesele, imâmı Âzam ile îmanı Muhammed'e göredir. îmanı Efcü Yûsüfe göre bu takdirde kısas, mücbire de lâzım gelmez. Onun üzerine kendi mâlinden üç senede vermek üzere diyet lâzım gelir. îmam Züfere göre ise ikrah, kısasa mani değildir.'

Yalnız vaid ile veya habis ile yapılan ikrah ise bü'ittifak sahih de­ğildir. Böyle bir ikraha veya mücerred bir emre mebni başkasını amden kati eden şahıs hakkında kısas lâzım gelir. Şu kadar var ki böyle bir em­re binaen katil cinayetini irtikâb eden kimse, henüz gayri baliğ bir ço­cuk bulunmuş olursa hakkında kısas yapılamaz. Belki bilâhare âmire müracaat olunmak üzere bu çocuğun malinden diyet verilmesi lâzım ge­lir. Bu âmir ise her halde şiddetli ta'zire, habse müstahik olur. Haniyye Behce. İkrah mebhasine müracaat!

261 - Maktul, katilin fer'î, yani: evlâd ve ahfadından biri olma malıdır.

Binaenaleyh oğlunu kızını veya aîel'itlâk torunlarından birini öldü­ren şahıs hakkında diyet, ta'zir, mirasdan mahrumiyet gibi katil hüküm­leri carî olursa da kısas hükmü carî olmaz. Nitekim bir hadisi şprifdı de buyurulmuşdur.

Fakat usulünü yani: babasını, anasını veya ecdadından birini amden öldüren şahıs hakkında kısas lâzım gelir. Çünkü usulün füruu hakkında­ki şefkat ve muhabbeti, cibillî olduğundan bunların böyle bir katle tesad-dî etmeleri pek nâdir ahvale münhasırdır. Binaenaleyh kendilerini kati'-den men ve zecr için haklarında kısas cezasının mevcudiyetine ihtiynç yokdur. Füruun usule karşı olan şefkat ve muhabbeti ise bu derecede cibillî olmadığından kendilerini katilden zecr ve men'e kifayet edecek bir müeyyide teşkil etmez. Bununla beraber usul, füruun hayatına vesile­dir. "Bu cihetle füru, usule karşı bir şükran ve hürmet vazifesiyle mükel-lefdir. Buna rağmen füruun usule karşı cinayete tesaddî etmesi, pek çir­kin bir hareket olacağından bu cihet, haklarında esbabı müşeddideden bulunur. Binaenaleyh bunların amden yapacakları bir katil, haklarında kısası icap eder. Bedayî, Muhiti Burhanı, Hindiyye.

262 - : Maktulün vârisleri arasında katilin füruundan kimse bu lunmamalıdır.

Binaenaleyh maktulün varisleri içinde katilin evlâd veya ahfadın­dan biri bulunacak olsa, meselâ: bir kimse, kendi zevcesini veya dama­dını kati edib de bunlara kendi oğlu veya torunu varis bulunsa bu katil Kakkında kısas icra edilemez. Çünkü kısas, kabili tecezzi olmayan bir hakdır. Bunu istifa etmek,, evlâd ve ahfad hakkında caiz olmadığından sair varisler hakkında da caiz olmaz. Bu halde kısas, diyete münkaîib olur. Bedayi, Hindiyye.

263 - : Maktul, katilin mülküne tamamen veya kısmen dahil bu­lunmamalıdır. Binaenaleyh miistakillen veya müştereken mâlik olduğu bir köle veya cariyeyi amden öldüren şahıs hakkında habis ve darb gibi -ta'zir cezası lâzım gelirse de kısas lâzım gelmez. Mükâteb hakkında da hüküm böyledir. Çünkü onda da memlûkiyet eser ve şübhesi mevcuddur.

Fakat bir köle veya cariye mevlâsını amden Öldürse hakkında kı­sas lâzım gelir.

Bir mevlânın kendi memlûküne karşı şefkati zahir ve malikiyet men­faati sabit olduğundan onu kati etmesi nâdir ve fevkalâde hallerden ma-dud olmakla bu hususda kısas suretiyle bir zecr müeyyidesine ihtiyaç yokdur. Ve esasen kendisi men lehüîkısas olduğu cihetle ayni zamanda men aleyhilkısas olamaz.

Bir memlûkün mâliki hakkındaki vaziyeti, haleti ruhiyyesi ve ken­disinin zatî menfaati ise başka türlü olmakla onun hakkında bir mü-eyyidei zacire olmak Üzere kısas cezasımn mevcudiyetine ihtiyaç vardır.

Maahaza bir memlûk, mevlâsını hataen öldürdüğü takdirde üzerine kısas lâzım gelmeyeceği gibi diyet de lâzım gelmez. Zira memlûkün - malı zaten mevlâsma aid olduğundan - diyet itasına kudreti yokdur.

Başkasının köle veya cariyesini amden Öldüren şahıs hakkında ise kısas lâzım gelir. Cevhere, Bedayî, Haniyye.

264 - : Maktul, alelıtlak mâsumüddem olmalıdır. Binaenaleyh bir müslim veya bir zimmî bir harbîyi veya bir mürteddi öldürecek olsa hakkında kısas lâzım gelmez. Zamanı m'ucib olmayan bir cinayetden mütevellidi sirayet de ma­manı mucib olmaz.

Meselâ: bir harbî aniden eli cerh veya kat' olundukdan sonra müs-lüman olsa da badehu o cerhin sirayetiyle vefat etse carih üzerine ne kısaa, ne de zeman lâzım olur.

Kezalik: bir müste'mini öldüren kimse hakkında da -Zahirürriva-yeye nazaran - kısas lâzım gelmez. Çünkü harbî ile mürted, esasen şahsî masuniyeti haiz değildirler. Müste'minin haiz olduğu ismet ise . muvakkatdir, şübhe-i ademden hali değildir. Şu kadar var ki, müste'mini öldüren şahi3 üzerine diyet namiyle zeman lâzım geleceği gibi hakkın­da habs vesair suretle ağır ta'zir cezası da lâzım gelir.

Dari islâmda iki müste'minden biri diğerini aniden öldürecek olsa katil hakkında kısas lâzım gelib gelmeyeceği meselesinde ihtilâf vardır, imam Muhammed'den bir rivayete göre kısas lâzım gelmez. Fa"kat Si­yeri kebîrdeki bir kavle göre kısas lâzım gelir.

Âdu ile bâğî arasında vukübulan bir katil hâdisesi de kısası müs-telzim değildir. Çünkü her birinin zu'münce diğeri masum değildir, heı biri diğerinin katlini bir tevile binaen istihlâl etmekdedir. Her birinii me&easi vardır. Binaenaleyh bağînin te'vili fâsid olmakla beraber me-neaya mukarin olduğundan sahih te'villere iltihak ederek bir şübhe tev­lidinden hâli olamaz.

Kezâlik; bir şahsı kendisinin vuku bulan emir ve teklifine, meselâ: «kanım sana helâl olsun, beni öldür» demesine binaen amden Öldüren kimse hakkında imamı Âzam ile Imameyne göre kısas lâzım gelmez. Çünkü bu şahsın bu emir ve müsaadesine binaen ismeti nefsi hakkında bir şiibhei adem, temekkün etmiş bulunur. Vâkıâ böyle bir emir. ve müsaade sahih değilse de şübhe İrasından hâli de değildir. Bu halde ka­til üzerine diyet lâzım gelmeyeceği hususunda ise iki kavi vardır. Esah olan kavi ise diyetin lüzumuna dairdir.

Fakat imam Züfere göre bu meselede katil hakkında kısas lâzım gelir. Zira bu şahsın katli hususundaki emri, kendisinin ismetini ihlâl edemez, ismeti nefsde ibahe carî değildir, bu hususdaki emir ve teklif, adem mesabesindedir^

Nitekim âmir «kanımı sana şu kadar kuruşa sattım beni öldür» di-yib de memur dahi onu Öldürecek olsa hakkında kısas lâzım gelir.» Çün­kü bu emir, bâtıldır. Bir şey bâtıl olunca da onun zımmndaki şey de bâ­tıl olur. Bedayî, Mebsutı Serahsî.

265 - : Katildeki amd, şübhei ademden hali bulunmalıdır. Binaenaleyh bir kimseyi bir veya iki darbe ile kati eden şahıs hak­kında kısas icra edilemez. Çünkü âdete nazaran böyle bir iki darbe ile kati değil, te'dib ve tehzib kasdedilir. Bunların kati kasdiyle vukuunda bir ademi, amd, şübhesi mütemekkin bulunmakdadır.

Darbeler, mütevali suretde vuku bulmuş olduğu takdirde de kısas lâzım gelmez. Çünkü katlin müstakillen ilk darbe' tesirile ini, yoksa mü-"tebaki darbeler tesirile mi vuku bulduğunda şübhe vardır. Bir iki darbe ise amdden madud değildir.

Kezâlik: bir kimseyi boğazım sıkmak, ip gibi bir şey ile boğmak ve­ya yüksek bir yerden aşağıya atmak suretiyle kati eden şahıs hakkın­da İmamı Âzam'a göre diyet lâzım gelib kısas lâzım gelmez. Meğer ki o yerden atılan kimsenin hayatda kalması âdete nazaran mümkün ol­masın. O halde kısas lâzım geür. Imameyne göre ise herhalde kısas lâ­zım gelir.

Kezalik: bir kimseyi bir yere tıkayarak aç ve susuz bırakmak su­retiyle mevtine sebebiyet veren şahıs hakkında da imamı Âzam'a göre şiddetli ta'zir lâzım gelirse de kısas, zeman lâzım gelmez. Çünkü ölüm, o yere tıkamakdan değil, belki kimsenin sun'u dairesinde olmayan aç-Ukdan, susuzlukdan neşet etmiş olur. Imameyne göre ise bu hâle sebe­biyet veren gahsın üzerine diyet lâzım gelir. Zira ölüme kendisi sebebi­yet vermigdir.

Kezalik: bir kimsenin ağzına zehir akıtan şahıs hakkında diyet lâ­zım gelirse de kısas lâzım gelmez.

Kezalik: bir kimse, kendisine verilen zehri bizzat tenavül etmekle ölse zehri veren1 şahıs hakkında yalnız şiddetli ta'zir ve te'dib lâzım ge­lirse de zeman lâzım gelmez. Çünkü maktul, mühlik bir maddeyi kendi ihtiyariyle istimal etmişdir.

Kezalik: suya daldırılan veya yüzüne karşı haykınlan kimse bu hal­leri müteakib hemen ölecek olsa buna sebebiyet veren şahıs üzerine di­yet lâzım gelir, kısas lâzım gelmez.

Bu meselelerdeki bu hükümler ve ihtilâflar, bu hâdiselerde ademi amd, şübhesinin mevcud olub olmamasiyle alâkadar bulunmakdır. Be­dayî, Hindiyye.

266 - : Katiller, müteaddid oldukları takdirde her biri kısasa ma­hal olmalıdır.

Binaenaleyh bir kimseyi müştereken öldüren şahıslardan biri çocuk veya mecnun veya kati veya maktulün usulünden veya mâlikleri fiden bulunsa üzerlerine seviyyen diyet lâzım gelirse de her biri hakkında yüz gösteren ademi kati şübhesine binaen hiçbiri hakkında kısas lâzım gel­mez.

Kezâlik: bir kimse, hem bizzat kendisinin, hem de başka bir şahsın yaralamasiyle Ölecek olsa o şahıs hakkında yalnız nısıf diyet lâzım ge­lirse de kısas lâzım gelmez. Çünkü bu bir katil hâdisesi, iki cerh yüzün-

den vuku bulmuşdur. Binaenaleyh mevt hâdisesi, şübbeden hâli değildir. Maahaza maktul, kendi hakkında kısasa mahal olmadığından onun şe­riki hakkında da kısas icrasına imkân yokdur. Bedayi, Haniyye.

267 - : Katil, mübaşeret tarikiyle yapılmış olmalıdır.

Binaenaleyh tosebbüben vuku bulan bir katil, diyeti müatelzim olur­sa da kısası müstelzim olmaz. Nitekim bir misali yukarıda mezkûrdur.

Kezalik: bir kimsenin amden katil olduğuna şahadet eden şahıslar, o kimse hakkında kısas icra edildikden sonra bu şahadetlerinden rücu etseler veya maktutiyyetine şahadet edilen kimsenin berhayat olduğu meydana çıksa bu şahitler hakkında kısas lâzım gelmez. Belki bunlar tesebbüb tarikiyle katil sayılacakları cihetle üzerlerine diyet lâzım ge­lir

Kezalik: bir katil hâdisesinde katile iştirak etmeyib de mücerred katil ânında maktulün kollarını veya ayaklarını tutmak gibi bir suretle yardım ile kati fi'lini kolaylaştıran veya katili katle teşvik eyleyen şa­hıs, mübaşereten kati] olmadığından hakkında kısas lâzım gelmez. Bel­ki bu hareketinden dolayı şiddetli bir ta'zire müsfahik olur. Kezalik: Bir kimsenin bulunduğu yeri gösterip katline bile bile sebebiyet veren şahıs hakkında da kısas lâzım gelmez. Katil hâdisesinin vukua geleceği­ni bilmeksizin böyle bir imsak ve delâlette bulunan şahıs hakkındaki ce­za ile hâkimin ictihadine muhavveldir ki, bu habs ve darb gibi bir su­retle icra edilir. Bedayi, Bahri Raik.

268 - : Veliyyi katil, malûm olmalıdır.

Binaenaleyh velî, meçhul olursa kısas icra edilemez. 'Çünkü meçhul olan bir şahsm kısası taleb ve istifa etmesi müteazzirdir.

Meselâ: bir mükâteb, bedeli kitabete kâfi bir mal ile mevlâsından başka da varis bırakmış olduğu halde amden kati edilmiş bulunsa ka­tili hakkında kısas icra edilemez. Çünkü böyle bir mükâtebin hur ola­rak mı, yoksa rakik olarak mı öldüğü ihtilaflı bir meseledir Bu halde veliyyi kısas, rnevlâsi mı olacak, yoksa varisleri mi olaoakdır?. Bu, şüb-helidir. Binaenaleyh veliyyi katil, gayri muayyen olduğundan kısas ci­hetine gidilemez.

Kezalik: Bir cihetine vakıf edilmiş olan bir köle amden kati edilse katiline diyet lâzım gelir, kısas lâzım gelmez. Zira vakıf kölenin velîsi hakkında İştibah mevcud olduğundan buna mebni kısas, münderî olur. Maahaza vakfın menfaati de kısasda değil, diyetdedir. Bedayî, Tatan Haniyye.

269 - : Maktulün varisleri kısas talebinde bulunmalıdırlar.

Binaenaleyh varisler böyle bir talebde bulunmadıkça katil hakkın­da kısas icra edilemez. Çünkü bu hak, varislere aiddir. isterlerse bunu iskat edebilirler. Bu kısas hakkına zevç veya zevce de mâlikdir. Fetavai Hayriyye.

270 - : Maktulün, mükellef bulunan vârisleri, kisfia esnasında cüm-Ictcn hazır bulunmalıdırlar.

Binaenaleyh maktulün büyük varislerinden biri goib bulunsa sair varislerin talebiyle kısas icra edilemez. Çünkü gaib olan varisin katili af etmiş bulunması melhuzdur. Bedayi, DUrer.

Bu meselenin tafsilâtı ileride görülecektir.

271 - : Maktulün - kemali zat itibariyle, yani: azaca selâmet, şeref ve fazilet, aderl ve hilkatçe - katile mİİRavi olrrmm şart değildir.

Binaenaleyh âzası noksan okul bir klnmo mukabilinde azası tam olan, vazî bir şahıs mukabilinde şerif, cahil bir kimse mukabilinde âlim, mecnun mukabilinde âkil, rakik mukabilinde hür, kadın mukabilinde er­kek, gayri müslim mukabilinde müslim, bir ferd mukabilinde mütead-did kimseler, amden katilden dolayı kısas olunabilir. Bedayi, Zeyleî.

272 - : Maktulün aldığı cerhi müteakib hemen ölüvermesi, kısas icrası için şart değildir.

Binaenaleyh amden cerh edilmiş bir kimse, bir jpuddet esiri firaş oltıb da badehu o cerhden müteessiren vefat etse carini hakkında kısas icra edilir. Çünkü bu halde vefatın sebebi bulunmuşdur. Bunu zahiren ibta! edecek bir şey bulunmadığından bu ölüm o sebebe izafe edilmişdir. Hidaye, Cevhere.

273 - : Sarhoşluk hali, kısasa münafi değildir.

Binaenaleyh bir kimse, telehhî için bil'ihtiyar içmiş olduğu bir müs-kirden sarhoş bulunduğu halde birini âleti cariha ile kati etae hakkında kısas cezası tatbik edilebilir. Mubah bir sebeble sekran olan bir katil hakkında ise diyet lâzım gelip kısas lâzım gelmemesi, kavaid: umumîye muktezasından görülmekdedir. Muğmaaleyh de sekran hükmündedir. Tenvir, Reddi Muhtar. Yukarıdaki meseleler: Hanefîlcre göredir.

«(Malikîlere göre kısasın erkânı cani ile mecniyytm aleyhden ve ci-nayetden ibaret olmak üzere üçdür. Bu üç rüknün kendilerine mahsus şartlan vardır. Şöyle ki:

(1) : Cani, kısas edilebilmek için mükellef bu hin mam alıdır.

Binaenaleyh çocuklar, mecnunlar hakkımla kman yapılamaz. Çün­kü onlar mükellef değildirler. Onların amdlerl ile hataları müsavidir, yalnız âkileleri üzerine diyet lâzım gelir.

Vakit vakit tecennün eden bir şahıs, hali ifakatindeki cinayetinden dolayı yine hali ifakatinde kısa sen kail olunabilir. Hftli .cinnetinde yap-dığt bir kati ise yalnız diyeti icnb eder. Hali ifaknlinde cinayetde bulu-nub da badehu cinneti devam edip bir malık ifnknt bulmana malinden diyet alınır.

Halâl bir şey ile sarhoş olan kimse do mecnun hükmündedir; Ha­ram yoliyle sekran olan şahıs hakkında ise amden katlinden dolayı kı­sas icra edilebilir.

(2) : Cani, haizi ismet bulunmalıdır.

Binaenaleyh bir harbî, haizi ismet olmadığı cihetle yapdığı bir ka­tilden dolayı kısas tarikiyle Öldürülemez. Belki ismetden mahrum, ka­nı heder olduğu cihetle kati edilir. Böyle bir harbî, yapdığı bir cinayet-den sonra taib olarak islâmiyoti kabul etse veya eman ile dari İslama gelse artık kati edilemez.

(3) : Mecniyyün aleyh, mevtine veya kendisine cirahat isabet et-diği âna kadar masumüddem bulunmalıdır.

Binaenaleyh bir mürteddi kati eden kimse hakkında kısas lâzım gel­mez. Çünkü onun ismeti yoktur. Mücerred irtidad etmesiyle kısmen har­bî hükmünde olur.

Bu masumiyet, cinayete mübaşeretle cinayetin vukuu ânına kadar mevcud bulunmuş olmazsa kısas icra edilemez. Velev ki cinayetin vu­kuu anında mevcud olsun.

Meselâ: bir maktul, kendisine bir adavet saikasiyle atılan taşın atıl­dığı zaman, masumüddem değil iken bu taşın isabet etdiği anda ihtida ederek masumüddem olsa katili hakkında kısas icra edilemez. Çünkü iıi'f iki halde masum bulunraamışdır.

Fakat kısasa müstahik olan bir caniyi haricden bir şahıs kati etse bu şahıs hakkında kısas icra edilebilir. Çünkü bu cani bu şahsa karşı masumdur. Halbuki bu caniyi maktulün velîsi kati etse hakkında kısas lâzım gelmez. Zira bu cani bu velîye karşı masumüddem değildir. Şu kadar var ki, bu velî, hâkimin enirim istihsal etmeden bu katle mübaşe­ret erdiğinden dolayı te'dib olunur.

(4) : Mecniyyün aleyh, cinayet zamanında caniye müsavi veya onun fevkinde bulunmalıdır. Islâmiyetle hürriyet vasıfları tekabül etti­ği takdirde islâmiyet vasfı tercih olunur.

Binaenaleyh cinayet ânında cani, müslüman bulunduğu halde mec­niyyün aleyh gayri müslim bulunsa veya cani hür ve müslim bulunduğu halde mecniyyün aleyh, rakik bulunsa yahut cani, rakik ve müslim bu­lunduğu halde mecniyyün aleyh, hurri gayri müslim bulunsa ca-nı hakkında kısas icra edilemez. Fakat cani, hurri gayri müslim bulunduğu halde mecniyyün aleyh, bir müslimi rakik bulunsa cani hak­kında kısas lâzım gelir. İslâmiyet şerefi, saadeti, hürriyetin fevkindedir.

Şu kadar var ki, yukarıdaki kaideden gayle, yani: bir şahsı elinden malını almak için kati etmek hali müstesnadır. Bu halde fesadı def et­mek maslahatına mebni cani mutlaka kati edilir. Maktul, gerek müs­lim, hür olsun ve gerek olmasın. Hattâ bu hususda veliyyi katîün af ve sulhe de salâhiyeti yokdur. Çünkü cani, fesada çalışmış, âmme intiza­mını ihlâl etmiş, artık onun te'dibi veliyyüremre aid bulunmuşdur. Böyle bir caniyi öldürmek, bir kısas değil, defi fesad için bir idam demekdir.

Fakat mücerred ilim, şecaat gibi vasıflardaki faikıyet, kısasa ma­ni değildir; Ve bir hürri gayri müslim, kendisi gibi bir hürri gayri müs­lim için kısasen kati edilebilir. Velev ki biri kitabî, diğeri mecusî bulun­sun.

(5) : Cinayet, amdi udvan tarikiyle yapılmış bulunmalıdır. Bu hu­susda mübaşereten kati ve cerh ile tesebbüben kati ve cerh arasında kı­sas bakımından fark yokdur. Şöyle ki:

Mükellef bi rşahıs, masumüddem bir kimseyi kati etmek maksadiy-le bir değnek ile veya bir kamçı İle veya bir taş ile vurub Öldürse veya boğazım sıkmak veya yemek ve içnıekdeh men etmek suretiyle ölümüne sebebiyet verse hakkında kısas lâzım gelir, velev ki mücerred tâ'zib kas-diyle yemekden ve içmekden men etmiş olsun.

Kezalik: bir valide, çocuğunu öldürmek kasdiyle sütden men etse hakkında kısas lâzım gelir. Ve illâ âkilesi üzerine diyet icab eder.

Kezâlik: güzelce yüzmek bilmeyen bir kimseyi adavet veya lâtife sa­ikasiyle bir ırmağa atıp boğulmasına sebebiyet vermek de kısası müs-telzimdir.

Yüzmek bildiği halde mücerred mesafenin uzaklığı veya havanın so­ğukluğu sebebiyle kurtulamaması galib olan bir kimseyi suya aüb ölü­müne sebebiyet vermek de bu hükümdedir.

Fakat örnek bilen bir kimseyi kurtulacağı zannedildiği halde ada­vet veya lâtife sebebiyle bir nehre atarak boğulmasına sebebiyet veren şahıs hakkında yalnız diyet lâzım gelir.

Kurtulacağı meşkûk olduğu takdirde bakılır: Eğer adavet saikasiy­le suya atılmış ise kısası müstelzim olur, lâtife olarak atılmış ise diye­ti iktiza eder.

(6) : Katlin tesebbüben vukuu, zarar kasdine mukarin olunca kı­sasa mani olmaz.

Binaenaleyh bir şahıs, muayyen bir kimsenin içine düşüb Ölmesi kasdiyle kendi evinde veya umuma aid bir caddede bir kuyu kazısa ve­ya ayak kayacak şeyler bnlundursa da bu yüzden o kimse düşüb Ölse bu mütesebbib şahıs hakkında kısas lâzım gelir. Fakat böyle bir zarar kasd etmemiş veya gayri muayyen kimsenin zararını kasd etmiş ise kısas lâ­zım gelmez. Gayri muayyen kimsenin zararını kasd etmiş olduğu tak­dirde de âkilesi üzerine diyet lâzım gelir, kendisi hür olmayıb rakik bulunmuş olunca da veliyyi katile kıymeti verilir.

Fakat bir şahsın zarar kasdiyle olmaksızın kendi mülkünde ken-.disi İçin veya araziyi mevatdan birinde bir menfaat için, velev âmme menfaati için olsun kazıdığı kuyuya bir kimse düşüb Ölse bundan dolayı o şahsa bir şey lâzım gelmez.

(7) : Bir kimse, zehirli olduğunu bildiği bir şeyi bunu bilmeyen bir şahsa verib de vefatına sebebiyet verse hakkında kısas carî olur. Fa­kat o şahıs, bunu bile bile kullanmış olursa bunu kendisine veren kim­seye bir şey lâzım gelmez. Çünkü bu takdirde o şahıs, kendi nefsini bi­lerek kati etmiş olur.

(8) : Bir kimse, aralarında adavet bulunan bir şahsa kılıç veya mızrak gibi bir şey ile işaretde bulunup o şahsı kaçması üzerine takib de bulunsa da o şahıs yere düşmeksizin vefat etse o kimseye kısas lâ­zım gelir. Bunların süvari, piyade veya birinin süvari diğerinin piyade olması müsavidir.

Fakat o şahıs böyle kaçarken düşüb de ölse kendi varislerine ka-same lâzım gelir. Yani: bunlar, o şahsın bu düşmesi yüzünden değil, mü-' cerred korkusundan dolayı ölmüş olduğuna dair elli defa yemin eder­ler. Bu yeminden sonra kısas icra edilir.

Bu hâdisede katil ile maktul arasında adavet bulunmamış olursa yalnız diyet lâzım gelir.

Bir de bu hâdisede mücerred silâhın gösterilmesini müteakib vefat vuku bulsa bu, hata kabilinden sayılarak katilin âk i leşi üzerine diyet lâ­zım gelir.

(9) : Mütesebbibin mübaşir ile içtimai, hakkında kısasın icrasına mani olmaz.

Binaenaleyh muayyen bir kimsenin içine düşüb ölmesi kasdile bir şahısın kazdığı kuyuya o kimseyi başka birisi tutub atmakla katil hâ­disesi vücude gelse hem o şahıs hakkında, hem de bu mübaşir hakkın­da kısas lâzım gelir. Velev ki bu hususa dair aralarında bir ittifak bu­lunmuş olmasın. Kezâlik: kati edilmesi istenilen bir şahsı bir kimse tu-tuverince bakılır: eğer bu maksadı bilmiş ve kendisi tutmamış olsa ka­tilin yetişmesi mümkün bulunmamış olursa bu veçhile katilden dolayı hem mübaşir oîan katile, hem de maktulü tutub tevkif etmiş, vefatına sebebiyet vermiş olan o kimseye kısas lâzım gelir.

Bir şahsın gizlendiği yere bu maksad için bile bile delâlet eden kim­se hakkında da hüküm böyledir.

(10) : îkrah da kısasa mani değildir.

Binaenaleyh bir kimse, bir şahsı vaki olan ikrahı mülciye mebni kati etse hem mücbire, hem de mükreh olan o kimseye kısas lâzım gelir. Çün­kü mücbir, mütesebbibdir, mükreh de mübaşirdir.

Fakat ikrah, katli nefs gibi ilca tarikiyle olmayıb gayri mülci bu­lunduğu, yani: mükreh, mücbire muhalefete muktedir olduğu takdirde kısas yalnız mükreh hakkında cari olur.

Muhtasarı Ebiz'ziya, Şerhi Ebil'berekât, Şerhi Muhammedi Hırşî. Hasiyei Dü&ukî.

(Şafiîlere göre de bir cinayetden, meselâ bir katilden dolayı kısas. icra edilebilmesi için şu gibi şartlar vardır:

(1) : Cani, cinayet halinde mükellef olmalıdır.

Binaenaleyh mecnun veya gayri baliğ bir çocuk hakkında kısas ya­pılamaz. Velev ki cinayetin mukaddimesinde veya vukuundan sonra mü­kellef bir hâle gelsin. Mecnunun yapdığı katilden sonra ifakat bulma­sı gibi.

Birnza sekran olan, mükellef, sayılır. Fakat mükrehen veya deva veya su zanniyle ifidiği maviden sekran olan, mecnun hükmündedir. Bu­nun hakkında kısas icra edilemez, bu mazurdur.

(2) : Cani, ehli hırabeden olmamalıdır.

Binaenaleyh bir harbînin bir müslümam veya bir zimmîyi kati et­mesi hakkında kısası müstelzim olmaz. Çünkü o, katil zamanında islâm ahkâmını iltizam etmiş değildir. Velev ki bilâhare iltizam etsin, müslü-man olsun. Nitekim Resuli Ekrem Sallâllahü aleyhi, vesellem- Efendimiz, Hazreti Hamza'nm katili olub bilâhare islâmiyeti kabul etmiş olan Vah­şi (radıyallahü tealâ anhüma)yı kati etmemişdir.

(3) : Mecniyyün -aleyh, cinayetin mebdeinden katil vukuuna kadar mâsumüddem olmalıdır. Bu masumiyet ise maktulün müslüman veya zimmî veya müste'min olmasiyle vücude gelir.

Binaenaleyh bir harbîyi veya mürteddi kati, kısası müstelzim ol­maz.

(4) : Mecniyyün aleyh, cinayet zamanında caniye müsavi veya onun fevkinde bulunmalıdır. Cani, islâm, eman, hürriyet veya mülkiyet itibariyle mecniyyün aleyhin fevkinde bulunursa hakkında kısas İcra edilemez.

Binaenaleyh bir müslim bir zimmîden dolayı, bir müste'min bir har­bîden dolayı, hür bir insan, rakik olan bir şahısdan dolayı, bir mevlâ kölesinden dolayı kısas edilemez. Meselâ: bir müslim köle ile hür bir zimmî arasında kısas carî değildir. Hangisi diğerini Öldürse hakkında kısas değil, ta'zir suretiyle ceza ve üzerine diyet lâzım gelir. Çünkü müs­lim, gayri müslim mukabilinde öldürülemez, hür bir şahıs da bir rakik mukabilinde kati edilemez. Her birinin haiz olduğu fazilet, kendisinin nakisesini cebr edemez. Faziletin nakise ile mukabelesi caiz görülemez.

Fakat bir zimmî, bir zimmîyi kati etdikden sonra müslüman olsa da yine hakkında kısas sakıt olmaz. Çünkü cinayet zamanında müsavi bulunmuşlardır.

(5) : Cani, mecniyyün aleyhin usulünden olmamalıdır. Binaenaleyh bir kimse evlâdından veya ahfadından birini öldürse

hakkında kısas icra edilemez. Çünkü asıl, fer'in vücudine sebebdir. Onun üzerinde bir nevi malikiyyet hakkı vardır. Artık feri, aslın ademine se-beb olamaz.

Kezalik: bir kimse, füruundan birinin anasını veya zevcesini veya kölesini kati etse hakkında kısas yapılamaz. Çünkü feri, bu kısas hak­kına kendi nefsinden dolayı mâlik olmadığı cihetle terikesine varis ve­ya rakabesine mâlik olduğu kimseden dolayı da evvelâ bittarik mâlik olamaz.

Caninin füruundan biri mecniyyün aleyhin kısasına, terikesine ve­lev kısmen varis olunca da cani hakkında kısas icra edilemez. Çünkü bu halde fer'in aslı kısasen kati etmesi lâzım gelir ki, bu caiz değildir.

Fakat usulünden biri hakkında cinayetde bulunan bir feri' hakkın­da kısas icra edilebilir.

Kezalik: evlâdını kati eden bir babaya bu katilde şerik olan başka bir şahıs hakkında kısas icra edilebilir.

(6) : Cinayet, adavet saikasiyie aniden yapılmış olmalıdır. Binaenaleyh hata veya şibhi amdden dolayı kısas icra edilemez.

(7) : Kısas icra edilebilmesi için cinayetin bü'ihtiyar olması şart değildir.

Binaenaleyh vuku bulan.bir icbar ve ikraha mebni birisini amden kati eden şahıs hakkında kısas cari olur. Çünkü hiçbir şahıs, kendi ha­yatını kurtarmak için kendisi gibi masunüttecavüz olan bir kimsenin hayatına kasde saîâhiyetdar olamaz.

(8) : Bir kimseyi iki şahısdan biri hata veya şibhi amd suretiyle, diğeri de amden birlikde Öldürseler hiçbiri hakkında kısas lâzım gelmez. Çünkü maktulün zühukı ruhu, hangisinin fi'liyle husule geldiğinde şüb-he vardır. Kısas ise şübhe ile sukut eder. Bu halde müteammid Üzerine diyeti amdin yarısı, diğeri üzerine de hata veya şibhi amd diyetinin ya­rısı lâzım gelir.

(9) : Bir zimmîyi bir müslüman ile veya bir zimmî ile bil'iştirâk kati eden zimmî hakkında kısas lâzım gelir.

Kezalik: bir müslümam veya bir zimmîyi bir harbî ile bil'iştirâk kati eden şahıs hakkında da kısas icab eder. Demek ki şeriklerden biri­nin hakkında kısasın lâzım gelmemesi, diğerinin hakkında da lâzım gel­memesini müstelzim değildir.

(10) : Âdil ile bağî arasındaki ihtilâf yüzünden âdili kati eden ba-ğî hakkında kısas icra edilebilir. Çünkü bağî, bu halde mutlaka mâsû-müddem olan bir zatı öldürmüş olacağı cihetle bu cezaya müstahikdir.

(11) : Bir şahsı mütevali darbelerle döğüp mevtine sebeb'yet ve­ren kimse hakkında kısas icra edilebilir. Çünkü darbelerin tevalisi, am­din vücudüne delil olduğundan kısası müstelzim di r.

(12) : Bir kimsenin ağzına zehir akıtmak, veya bir kimseyi suya daldırmak veya yüzüne haykırmak suretiyle Ölmesine sebebiyet veren şahıs hakkında da kısas lâzım gelir.

(13) : Bir kimsenin amden katil olduğuna şahadet edenler, kısas icra edildikden sonra bu şahadetlerinden rücu etseler, haklarında kısas lâzım gelir; Çünkü bunların şahadetlerine mebni meşhudun aleyh hak­kında kısas icra edilmiş olduğundan bunların şahadetleri, meşhudun aley­hin kısasen katünde müessir bulunmuşdur.

(14) : Bir kimse, hem kendisinin, hem de başka bir şahsın kasden yaralamasiyle ölse o şahıs hakkında kısas lâzım gelir. Çünkü hâdise, müşterek bir katil mahiyetindedir. Şeriklerden her biri ise bir müstakil katil demekdir. Binaenaleyh birisinin hakkında kısasın icra edilmeme­si, diğerinin kısasını iskat edemez.

(15) : Katil hâdisesinin dari islâmda vuku bulmuş olması, kısas ve diyet gibi hususlarda şart değildir. Binaenaleyh iki müslim veya iki zimmî veya bir müslim ile bir zimmî arasında dari islâm haricinde vukubulan bir katil hâdisesinden dolayı haklarında kısas gibi, diyet gibi hükümler cari olur. Hanbelî fukahasınca da böyledir. Eîbedayi, El'meb-aut, El'üm, Tuhfetül'muhtaç, Haşiyei Şirvan!)

(Hanbeli mezhebine göre de kısas icra edilebilmesi için şu gibi şart­lar vardır:

(1) : Cani, mükellef olmalıdır. Çünkü kısas, ukubetdir. Mükellef olmayanlar ise ukubete mahal olamaz.

Binaenaleyh çocukların, mecnunların ve mükrehen sarhoş olanla­rın veya bayılmış bulunanların yapacakları katilden dolayı haklarında kısas icra edilemez.

Katil, kati zamanında çocuk - yani: gayri baliğ bulunduğunu id­dia etse yeminiyle tasdik olunur. Mecnun bulunduğunu iddia etse eğer cinneti maruf ise bu iddiası yeminiyle tasdik olunur, mâruf değilse söz,-veliyyi katilindir. Zira asıl olan, ademi cünundur.

Bir şahıs, âkil olduğu halde bir kimseyi öldürüb de sonra cinnet ge­tirse hakkında kısas sakıt olmaz, hali cinnetinde icra edilir. Zira cina­yet zamanında akıllı bulunmuşdur.

(2) : Maktul, mâsımıüddem olmalıdır. Çünkü kısas, masum olan kanları hıfz için meşru bulunmuştur.

Binaenaleyh bir harbîyi veya tövbesinden evvel bir mürtedeü kati eden kimse hakkında ne kısas, ne diyet, ne de keffaret lâzım gelmez. Velev ki katil, zimmî olsun. Şu kadar var ki, bu katle mübaşeret eden, bu hususda veliyyül'emrin müsaadesini istihsal etmemiş olduğu için te' dib olunur.

(3) : Mecniyyün aleyh, caniye dinde, hürriyetde, nkda müsavi ve­ya onun fevkinde bulunmalıdır. Aksi takdirde az bir hak mukabilinde çok bir hak alınmış olur ki buf mümaseîet esasına muhaliftir.

Binaenaleyh hür bir müslüman, hür bir müslüman mukabilinde ve hür bir zimmî, hür bir zimmî mukabilinde, ve bir müsüm rakik, bir müsmukabilinde ve bir amnıî bir hür müslüman mukabilinde kısasen kati edilebilir. Fakat bir müslüman, bir gayri müslim mukabilinde kati edi­lemez, diyet ve ta'zir lâzım gelir. Hür bir zimmî de rakik olan bir müs­lüman mukabilinde kısasen kati edilemez. Belki nakzı ahd etmiş, harbî sıfatını almış olacağından dolayı kati edilir.

Fakat erkeklik ve ilim şeref gibi fazilet itibariyle faikiyyet, kısasa mani değildir. Bir kadın mukabilinde bir erkek, bir cahl mukabilinde bir âlim kısasen kati edilebilir.

(4) : Maktul, katilin zürriyetinden olmamalıdır.

Binaenaleyh bir baba veya ana veya ced veya cedde, öldüreceği ev-lâd veya ahfadından dolayı kısasen kaü edilemez. Bunların arasında ve­lev ki İhtilâfı din bulunsun, velev ki biri hür, diğeri rakik olsun. Çünkü

tibüvvetin şerefi vardır. Bir hadisi şerifde buyurulmuşdur.

Süt evlâd, bundan müstesnadır. Çünkü o, hakikaten evlâd değildir. Fakat evlâd, usulünden birini.aniden öldürürse hakkında kısas carî olur. Meğer ki maktulün kısasına tamamen veya kısmen tevarüs etsin.

Meselâ: maktulün diğer bir oğlu da meveud olub daha kısas icra edilmeden vefat etmekle katil olan oğlu, buna varis olsa maktulün kısa­sına da varis oî;nuş olacağından artık hakkında kısas icra edilemez.

(5) : Katil: maktulün emvaline ve kısasına bilvasıta varis olma­malıdır.

Meselâ: bîr kimse kardeşini kati etse de bu kimsenin oğlu, o mak­tule varis olsa bu kimseden kısas sakıt olur.

Kezalik zevç ile zevceden biri, diğerini Öldürse de bir oğulları veya kızları bulunsa bu zevç veya zevce hakkında kısas icra edilemez. Çünkü bu kısas, lâzım gelse bu, o oğulun veya kızın hakkı olacakdır. Bunların ise babalarını veya analarım kısasen katle salâhiyetleri yokdur.

(6) : Cinayet, amd tarikiyle olmalıdır.

Binaenaleyh şibhi amdden ve hatadan dolayı bil'icma kısas lâzım gelmez.

(7) : Kısas icra edilebilmesi için katil hâdisesinin dari islâmda vu­kuu şart değildir. Binaenaleyh iki müslümandan veya iki zimmîden bi­ri diğerini dari harbde iken amden kati etse bundan dolayı hakkında kı­sas lâzım gelir.

(8) : Dari islâmda kati edilen bir maktulün islâmiyeti ve hürriyeti malûm buüunmayıb küfrü veya rakik olduğu iddia edilse de yine amden katili hakkında kısas lâzım gelir. Çünkü dari islâmda bulunduğu için islâmiyyetine hükm olunur. Hürriyet ise asıldır.

(9) : Gayle tarikiyle olan kati ile sair katiller; kısas ve afüv hu­susunda müsavidirler. Bu hak, maktulün varislerine aiddir, bunlar mevcud İken veliyyül'emr, bu katili afüv edemez. Varisler Ijulu ti madiği tak­dirde ise veliyyül'emr, bu katili dilerse kısasen öldürür ve dilerse diyet mukabilinde af eder. Fakat meccanen af edemez.

(10) : Bir kimse; bir şahsı öldürUb de «bu şahsı kemlin! Öldürmek veya malını almak için hanesine gîrmİg olduğundan dolayı iiMllrrmifj ol­duğunu iddia etse, maktulün velîsi de bu İddiayı İnkarda tıuhmım söz, yeminiyle velînin olur, O kimse iddiasına şahadet edecek boyyine ikame edemezse hakkında kısas icab eder.

(11) : Kısas, raiyye ile vülât amamda da carî olur. Binaenaleyh bir hükümdar, bir hâkim, bir âmilahaliden birini kati

etse şeraiti meveud olunca kendisi de kısaaen kati olunmak icab eder.

(12) : Kısasda, diyette İhtiyar, şart değildir.

Binaenaleyh ikraha mebni yapılan bir katilden dolayı icab eden kı­sas veya diyet, mücbir ile mükrehin ikisine de birden lâzım gelir.

Bir kimse, sulta sahibi bir veliyyül'emrin emrine binaen maaûmüd-dem bir şahsı öldürecek olsa bakılır: eğer o kimse, bu katlin haksız ye­re olduğuna vakıf ise hakkında kısas veya diyet lâzım gelir, âmir de ta' zire müstahik olur. Fakat bu katlin haksız yere olduğuna vâkıf değilse kendisine bir şey lâzım gelmez. Kısas veya diyet, âmir hakicındîi lâzım gelir.

Saltanat ve hâkimiyeti haiz olmayan bir kimHonin mUccrred emrine binaen birini kati eden şahıs hakkında ise herhalde kısas veya diyet lâ­zım gelir. Çünkü böyle bir kimsenin başkasını öldürmeğe salâhiyeti ol­madığı malûmdur.

(13) : Bir kimse, haksız yere öldürüleceğini muhakknk bildiği bir şahsı takib edilirken tutmakla kat.il hâdisesi meydana gelse ölünceye ka­dar habse mahkûm olur. Bizzat katil olnn Uimunye de kifmn veya diyet lâzım gelir.

Kezalik: bir şahsın tutub ağzını cebren açarak İçerisine baskımı ta­rafından zehr akıtılmasına sebebiyet veren kimse hakkında da hüküm böyledir. NeylüPmeâreb, Keşşafül'kına.)

(Zahirîlere göre de kısas icram için bu gibi şartlar vnrrtır:

(1) : Caninin mükellef olması gnrtlır.

Binaenaleyh mecnun, sabî, nokran hııMunda yn.pnenltlH.ri katilden dolayı ne kısas, ne diyet, ne de zemnn lazım gnlıtıes!. Bunlar İle behftim müsavidir. Bunlardan kalem merfûdur. Nitekim bir buyurulmurçüır: Yani: çocuktan baliğ

oluncaya ve deliden i fak at buluncaya kadar teklif knMınltmşrlır. Sek-ran da akılsız bir halde bulunacağından deli dçmekdir.

(2) : Cani ile mecniyyün aleyh arasında dinen müsavat bulunma­lıdır. Binaenaleyh "mükellef bir müslim, bir zimmîyi veya bir müsic'mini amden veya hataen öldürse hakkında ne kısas, ne diyet, ne de koffaret 'âzım gelmez. Belki o müslim, bundan - ve bilhassa katilden - dolayı te'dib olunur. Zararını def için tövbe edinceye kadar habs edilir.

(3) : Kısas için katle bilfi'l mübaşeret şart değildir. Katil hâdise-' sine sebebiyet vermek de kısası müstelzim olabilir.

Moselâ: Bir kimse, bir cemaatin yanına vanb susuzluğundan veya acılığından veya çıplaklığından bahis ile su veya taam veya libas istedi­ği haîde onların vermemesi üzerine düsüb ölecek olsa bakılır: Eğer o cemaat, bu kimsenin susuz veya yemeksiz veya libassız kalmış ve bun­ları başkasından temin edemiyeceğini bilmiş olurlarsa bunu kendileri amden kati etmiş sayılırlar. Adetleri az olsun çok olsun kısas lâzım ge-' lir. Ancak içlerinden bu hali bitmeyenler müstesnadır. Onların hakkında kısas icab etmez.

Fakat o cemaat, bu kimsenin bu ihtiyacını başka vasıta ile temin edebileceğini tahmin etmiş olurlarsa bu muameleleri, hataen kati hük­münde olur. Kendilerine keffaret, âkileleri üzerine de diyet lâzım gelir. olurlar. Çünkü bunlar emri ilâhisine muhalefet etmiş

(4) Allah Tealâ'ya isyanı müstelzim olan bir emre mebıü yapı­lan bir cinayet,, caniyi kısasdan, diyetden kurtaramaz.

Meselâ: bir kimse, kendisinin elini kesmek veya oğlunu veya köle­sini öldürmek veya kendi nefsini kati etmek üzere bir şahsa emretse o şahıs da öyle yapsa her ikisi de günahkâr oiur, bununla beraber bu emir batıl olduğundan bununla kısas ve diyet sakıt olmaz. Binaenaleyh bir şahıs, bir kimseyi onun emri üzerine haksız yere öldürse bu mak­tulün velileri o şahsa karşı kısas veya diyet hakkına mâlik olurlar. Ni­tekim bir hadisi şerifde Duyurulmuştur. Artık maruf, meşru olmayan bir emre itaat caiz, bununla memur olan, mazur olamaz. Elmuhallâ.)

Bir mütalâa:

Yukarıda görüldüğü üzere eimmei selâseye göre kısas hususunda müslim ile gayri müslim ve hür ile rakik arasında ayni hüküm cari de­ğildir. Zahirîlere göre de müslim ile gayri müslim bu hususda müsavi değildir.

Bu zevatı kiram, bu hususda bir kısım edillei şer'iyyeye istinad et-mekdedirler. Ezcümle iddialarınaâyeti kerimesiyle ve hadisi şerifiyîe istidlalde bulunuyorlar.

Bu zatlar diyorlar ki: kısas, müsavat esasına istinad eder. Müslim ile gayri müslim, hür ile rakik arasında ise müsavat yokdur. Maahaza rakik olanlar, hürriyetlerini gaib etmiş oldukları cihetle emval mesabe­sinde bulunmuşlardır. Bununla beraber rık, esasen küfrün bir neticesi­dir. Küfr ise ismeti deme münafidir.

Binaenaleyh gerek rakiklerin ve gerek zinımîlerin ismetlerinde bir şübhei adem vardır. Kısas ise şübhe ile sakıt olur.

Buna cevaben Hanefî fukahası diyorlar ki: kısas hakkındaki naslar mutlakdır, müslime de, zimmîye de, hurre de, rakike de şâmildir. Ez­cümle bir âyeti kerîmede buyurulmuşdur ki, bu hükme gayri müslimler de, rakikler de esasen dahildir âyeti ce-lîlesinde nefy edilen müsavat ise umun uhreviyye itibariyledir, yoksa dünyevî umurun bir çoğunda zinımîlerde müslümanlar ile beraber ayni ahkâma tâbi bulunmakdadır. hadisi şerifindeki kâfir­den maksad ise harbî bulunan gayri müslimdir. Çünkü ahd sahibi olan, yani: islâm tabiiyetini, zimmetim kabul eden bir gayri müslimin de bir gayri müslim mukabilinde kati edilemeyeceğine bütün mezahibi fıkhiy-ye kaildir. Binaenaleyh bundan maksadın harbî olduğunda şübhe yok­dur. Matufda mukadder olan bu harbî, vasfı, matufun aleyhde de mu­kadderdir. Çünkü matufeynin arasında iştirak, vacibdir. hadisini ise Cübeyr Dahhâkden rivayet etmişdir. Cübeyr, metrükdür, Dahhâk ise zayıfdır. Binaenaleyh bununla da istidlal, kuvvetli değildir. Feyzül'kadîr, Şerhü Camiüssagîr.

Şu da bedihîdir ki, hayat bakımından müslim ile zimmî, hür ile ra­kik arasında esasen bir müsavat vardır. Kısas İse bu müsavata istinat eder.

Zimmîler, taîıtı ismete dahildirler, rık da ismeti deme tesir edemez. Çünkü rıkkın te'siri, yalnız tahtı kahre dahil olabilecek olan cismin ec­zasında tasavvur olunabilir, tahtı kahra dahil olmayan hayatta tasavvur olunamaz. Hayat hususunda rakikler de hürriyeti asliyyelerini muhafa­za etmekte bulunurlar.

Şu da malûmdur ki, zimmîlerin hayatına tecavüz etmek, dini islâm-da kat'iyyen haramdır, bunlarda ibahei kati ihtimali yokdur, ibahei kat­li mucib olan hal, mutlaka küfür değildir, belki ehli İslama karşı kıtal­dir, müslümanlar ile muharebeye bais ve saik olan bir küfürdür. Bir zimmînin, islâm bulunmaması ise kendisini böyle bir muharebeye saik olmadığından ismetine münafi, katlini mübih olamaz.

Bir de kısasın meşruiyeti, aleliUâk hayatı siyanet içindir. Müslü­manlar ile gayri müslimlerin arasındaki dinî mugayeret ise - bahusus gazeb halinde -. birbirini katle saik olabilir. Bu takdirde katilden zecr için kısas gibi bir müeyyidenin mevcudiyetine daha* ziyade ihtiyaç var­dır. Binaenaleyh bunların arasında haksız yere amden vuku bulacak katillerden tlolayı kısasın meşruiyeti, mânâyı hayatı tahkik bakımın­dan daha helîğ bulunmuşdur. Hattâ Resuli Ekrem Efendimiz, bir adm-mîyi öldürmüş olan bir rnüslim hakkında kısas cezasını tatbik etmiş ve ben ahdine, verdiği söze vefa edenlerin en haklısı-yım, yani: bu ahde herkesden ziyade benim riayet etmem lâyıkdır.» buyurmuşdur.

Bu, adaleti isîâmiyye eseridir. Zimmînin canı, malı, namusu mlis-lümanların kefaleti, himayesi altındadır. Onun hayatı hakkında bu ka­dar tekayyüdatda bulunmak, islâmiyetin mahzı adalet olan ahkâmı âliyesi muktezasıdır.

Bu hususa dair «Mebsutı Serahsî» de güzel malûmat vardır. [34]

Anket

Mecelle hukuktan nasıl haberdar oldunuz?: