Cinayetlerin Hükümleri

Cinayetlerin Hükümleri :


242 - : Cinayetlerin hakkında tatbiki icab eden cezaya, te'dib ve ta'zibe «mucebi cinayet» denir ki, cinayetin hükmü, yani: sabit olan bir cinayet üzerine terettüb eden malî veya bedenî ukubet demekdir. Bu uku­bet, cinayetlerin mahiyetlerine göre tebeddül eder. Nitekim aşağıdaki me­selelerden anlaşılacakdır.

243 - : Amden katlin hükmü, şeraiti mevcud olduğu takdirde kı­sas ile maktulün mirasından ve vasiyetinden mahrumiyet ve uhrevî me-suliyetdir. Şu kadar var ki bazı kerre kısas diyete münkalib olur veya. meccanen veya bir bedel mukabilinde sukut eder. Nitekim âtiyen beyan olunacakdır.

Amden katilden dolayı keffaret lâzım gelmez. Çünkü bu kati, büyük bir cinayetdir, bunun için keffaret, kifayet etmez.

244 - : Şibhi aradın hükmü, diyeti mugallâza ile keffaretden ve miras ile vasiyete ademi nailiyetden ve uhrevî mesuliyetden ibaretdir.

Keffaretİn lüzumu, katilin âkil, baliğ, hür, müslim olması halinde­dir. Maktulün hür olub olmaması, müslüman, zimmî veya müste'min bu­lunması müsavidir.

Şibhi amd suretiyle katil olan şahıs, ayrıca, ta'zire de müstahik olur

245 - : Hataen katlin hükmü, diyeti kâmile ile mirasdan, vasiyet-den mahrumiyet ve keffaretle uhrevî mesuliyetdir.

246 - : Hata mecrasına carî katlin hükmü, diyeti kâmile ile kef­faret ve miras ile vasiyetden mahrumiyetdir.

247 - : Tesebbüben katlin hükmü, yalnız diyeti kâmileden ibaret­dir. Şu kadar var ki, bu katle müeddî olan (fi'l, haklı olarak işlenmiş ve­ya araya başkasının fi'li haylûlet etmiş olursa o zaman mütesebbib üze­rine diyet de lâzım gelmez. Bir kimsenin kendi hanesinde kazıdığı kuyu­ya bir şahsın gelip düğmesi veyahut bir kimsenin tariki âmde bilâmüsa ade kazıdığı kuyuya şahsı diğer bîr gahaın tutub atmaaı hâdiselerinde olduğu gibi. Çünkü mübaşir ile mütesebbib içtima edince hüküm, müba­şire izafe edilir.

248 - : Amden cerh ve kat'm hükmü, mikdarda müsavat ve mü-maselet kabil olduğu takdirde kısasdır. Olmadığı takdirde diyet veya hü­kümeti adildir.

249 - Hataen cerh ve kat'ın hükmü, mecruhun uzvu tamamen ke­silmiş veya menfaati bükülliye zail olmuş ise diyetdir. Böyle olmayıb da uzva za'f ânz olmuş veya uzuvda ayıb sayılacak bir eser kalmış ise hükü­meti adildir.

Hata hükmünde olan cerh ve kat'ın hükmü de böyledir.

250 - : Tesebbüben cerh ve kafin hükmü de hataen vukubulan cerh ve kat'ın hükmü gibidir. Şu kadar var ki, kat' veya cerhe müeddi ,,ian fi'l, haklı olarak işlenmiş yahut mütesebbibin fi'lile kat* veya cerh hâdisesi arasına başka bir fi'li ihtiyarî haylûlet eylemiş olursa o zaman mütesebbibe bir şey lâzım gelmez. Bir şahsın kendi hanesinde kazıdığı ku­yuya birisinin gelip kendi kendine düşerek yaralanması veyahut bir kim­senin tariki âmda izinsiz olarak yığdığı keresteler üzerine birisini başka bir kimsenin atarak yaralaması gibi. Bedayî, Hindiyye, Bahri Raik.

251 - : Tarifleri yukarıda yazılmış olan hansa, damıa, damiye, bâzia, mütelâhime, simhak denilen yaraların hükümleri, her halde hükû meti adildir. Bunlarda şer'an mukadder bir erş yokdur. Muzihanın hük­mü de amden ise kısasdır. Çünkü bunda mümaseleti temin kabildir. Ha­taen ise diyetdir.

Haşimenin, münakkile ile âmmenin hükümleri de diyetdir. Dürer. Bunların mikdarları için diyet bahsine müracaat!.

252 - : Mâdûnnennefs olan bir cinayet, nefse sirayet edince bakı­lır: Eğer cinayet, amden yapılmış ise kısası müstelzim olur. Amden ya­pılmamış ise diyeti kâmile icab eder. Çünkü mâdûnennefs olan bir cina­yet, bu sirayetle bâtıl olub bunun tahaddüsü ânından itibaren bir kati ma­hiyetinde olduğu tebeyyün eder.

Cinayet neticesinde vücude gelen yaranın dairesini genişletmesine ve­ya Ölüme müncer olmasına «sirayet filcinaye» denildiği mukaddimede de görülmüşdür. Bir el, mafsalından kesildiği halde yaranın ilerliyerek ko­lun yarısına kadar sirayet etmesi, veya bir muzihamn ilerleyerek yarala­nanın vefatını intaç eylemesi gibi. Bedayi, Bahr.

253 - : Köle veya cariyenin âzasından birinde yapılan cinayetden dolayı da hur Ve hurre için mukadder olan diyet nisbetinde kıymetine gö­re diyet takdir olunur.

Meselâ: bir hurrün kesilen bir elinin diyeti, diyeti kâmilesinin yarısı olduğu gibi bir kölenin kesilen bir elinin diyeti de kendi kıymetinin yari' sı mikdandir. Şu kadar var ki, bu kölenin kıymeti beş bin dirhem veya daha ziyade olursa kendisine bu hakle iki bin beş.yüz dirhemden iki bu­çuk dirhem noksan verilir. Diyetlerin nıikdarı bahsine müracaat!.

254 - : Bir memlûkün yapdığı cinayet, amde mukarin olursa hak­kında şeraiti dahilinde kısas lâzım gelir. Amde mukarin olmazsa ınevlâ-sı muhayyerdir, dilerse iktiza eden diyeti bizzat kendisi vererek memlü-künü kurtarır, dilerse bu diyet mukabilinde mcmlûkü müstahikki diyete def eder.

Bir memlûkün yapdığı bir eiııayetden dolayı icab eden diyeti, mev-lâsınm deruhde ederek men lehüddiyete ödemesine «fedayı diyet» denir. Bu bede!, hilâfına bir şart mevcut olmadığı takdirde hâlen vacibül'eda olur.

Bir memlûk, müteaddid kimseleri hataen kati edecek olsa mevlâsı, .'edai diyetde bulunduğu takdirde yalnız kıymetine muadil bir diyet ver­mekle mükellef olur.

Fedai diyet, amd tarikiyle olmayan herhangi bir katilden dolayı ola­bileceği gibi kat' ve cerh cinayetlerinden dolayı da olabilir.

255 - : Diyeti ihtiyar edecek nıevlânın zengin olması, İmamı Aza­ma göre şart değildir. Binaenaleyh fedai, diyeti ihtiyar eden bir mevlâ-nın fakir olduğu bilâhare tebeyyün ederse diyet, uhdesinde bir borç olmuş olur. Fakat imameyne göre bu hususdâ mevlânın yesarı şartdır. Meğer­ki evliyai katıl, onun fakirülhal olduğunu bilib razı olmuş, olsunlar.

256 - : Müdebber olan bir memlûkün herhangi bir cinayetinden dolayı lâzım gelen diyeti eda etmek ise mevlâsına aid bir vecibedir. Bu hususda verilmesi icap eden mikdar, diyet ile müdebberin kıymetinden hangisi az ise odur. Şayed bir müdebberin kıymeti, ieab eden bir diyeti kâmile nıikdarından fazla olsa bu diyet mikdarı, on dirhem noksan ola­rak tesviye edilir.

Müdebbere, ümmi veled ile mükâteb ve mükâtebe hakkında da hü­küm böyledir. Çünkü bunlar başkasına temlik edilmeğe mahal bulunma­dıkları cihetle nefislerini men lehülcinayeye def etmek kabil değildir. Be-dayi, Haniyye, Bahri Raik. İslâm hukukunda i'taka müteallik hükümler kısmına da müracaat!

(Amden katilden dolayı kısasın müteayyen olub olmaması hususun­da beynelmüetehidîn ihtilâf vardır. Şöyle ki: Hanefîler ile Mâlikîlere gö­re katli amdin mucebr, aynen kısasdır. Yoksa varislerinin ihtiyarlarına muallâk olarak kısas ile diyetden biri değildir. Binaenaleyh men lehüikı-sas, dilerse kısası istif a eder, dilerse katili katili af eder. Fakat katilin rı­zası olmadıkça kısası terk ederek diyet namile tazminat alamaz. Katil öl­düğü veya-af edildiği takdirde katlin mucebi olan ceza, tamamen sakıt Mmuş olur.

Maahaza İmam Mâhke göre amden katil olan şahıs, sulh veya afuv suretiyle kısasdan kurtulsa da bilkülliye cezadan kurtulamaz. Binaena­leyh bu halde yüz celdoye ve bir sene müddetle habis cezasına müstahik nlur. Bu hususda katil ile maktulün müslim İle gayri müşlim, erkek ile dişi, hür ile rakik olması arasında fark yokdur.

Şııını ilave edrlim ki, Maliki mezhebine göre de amden katilden dolayı kefaret lâzım gelmez. Şu kadar var ki, afüVve sulh gibi bir veç­hile kısasdan kurtulan bir caninin keffaretde bulunması mendubdur. Bi-dayetülmüctehid, Elmuğnî, Bedayi.)

(Şafiîlere göre kısas hakkında iki kavi vardır. Bir kavle göre amden katlin mucebi aynen kısas değildir. Belki kısas ile diyetden bîridir. Velİy-yi katil, muhayyerdir, dilerse kısas eder, dilerse katilin rızasına bakmak­sızın kendisinden diyet alır. Bu haldi? katil vefat etse veya başkası tara­fından öldürülse diyet ciheti teayyün etmiş oluK Ve men lehülkısas, ka-tiîi af edecek olsa kısas da, diyet de sukut eder.

ikinci kavle göre amden katlin cezası aynen kısasdır. Şu kadar var ki, veliyyi. katîl, bunun mukabilinde katilin rızasına bakmaksızın diyet alabilir. Bu halde katili af edecek olsa yalnız kısas sakıt olur. Diyet sa­kıt olmaz. Kakat katil ölse hem kısas, hem de diyet sakıt olur.

Şafiî fukahasının bu hususda noktRİ nazarları şudur: katilden dola­yı ifab eden tazminat, ifk evvel maktulün hakkıdır. Çünkü cinayet ken­di hakkında yapılmıştır. Bir kimsenin hakki ise kendisinin istifade ede­bileceği bir. şey demektir. Maktul ise kısasdan müstefid olamaz. Belki diyet namile alınacak bir maldan müstefid olabiJir. Zira bu maldan borç­ları Ödenir, vasiyetleri tenfiz edilebilir. Şu kadar var ki, kısas bir zecr hikmetine jnebni meşru kılmmışdır. Çünkü bir çok kimseler mal cezasın­dan korkmazlar da kısas cezasından korkarak cinayetlere mücaseret ödemezler.

Binaenaleyh amden vukubulan bir katilden dolayı ceza olarak kısas ile diyetin İçtimai muvafık görülebilirse de bunlardan her biri maktulün nefsine bir bedel teşkil etmekde olduğundan böyle iki bedeli birden isti­fa caiz olamaz. Artık bu iki-bedelden birini istifa hususunda veliyyi ka­tilin muhayyer olması lâzım gelir1. Bedayî, TunfetüTmuhtae.)

«Bu mütalâaya covaben Hanefî fukahası da diyorlar İd: buna bu Hususdaki nüsus, müssid doğüdir. Maahaza maktulün kısasdan istifade­si, malden İstifadesinden daha mühimdir Çünkü kısas sayesinde manevî bir hayat husule gelir. Kısas, hem maktulün varislerinin, hem de mak­tulün menaub' olduğu içtimaî heyetin hayatına, emniyet ve rahatına hâ-dirn bulunur. Cürüm ile ceza arasında da tam bir mümaselet bu suretle temin edilebilir. Bedayi, Muhit. (Hanbelîlere göre de amdon katlin (vzası, kısas ile diyetden biridir. Bu hususda veliyyi katil, muhayyerdir, dilerse kısası, dilerse diyeti ihti­yar eder. Caniyi meccanen afüv etmesi de afdaldir. Cani afüv edilince artık hakkında ta'zir de ieıa edilemez.

Veliyyi katil, caniyi kısasdân af etse veya mutlak suretde, kîsas ite veya diyet ile takyid etmeksizin af edecek olsa diyete müstahik olur.

Veliyyi katil, diyeti ihtiyar etdikten sonra caniyi amden kati ede­cek olsa kendisi de kısasen kati olunur.

Hanbelî mezhebine göre de amden katilden dolayı keffaret lâzım gel­mez. Fakat Şafiî mezhebine göre her halde keffaret lâzmv gelir ve bu caninin malinden temin edilir. Çünkü amden kati, daha büyük bir ma' siyet olduğundan keffarete daha ziyade muhtacdır.

Şafiîlere göre tesebbüben katil de Lamamiyte hataen katil hükmün­dedir. Binaenaleyh bu da keffareti ve mirasdan mahrumiyeti müstelzim olur.

Hanbelîlere göre de gerek şibhi amd ile hataen katilden ve gerek hata mecrasına carî katil ile tesebbüben katilden dolayı keffaret lâzım gelir. Bu hususda katilin baliğ, âkil, hur, erkek olmasiyîe çocuk, mec­nun, rakik, dişi olması arasında fark yokdur. Kasırlar üzerine lâzım gp-len keffareti bunların mallarından olarak velîleri ifa eder. Rakik ise kef­fareti oruç suretiyle yapar.

Kezalik: bu hususda maktulün müslim, baliğ, hür, erkek olmasiyîe zimmî veya muahid olması, çocuk, rakik, kadın bulunması arasında da fark yokdur. Elmuğnî, El'Üm, Keşşafül'kına.)

(Zahirîlere göre de amden yapılan katilden dolayı ya kısas veya diyet lâzım gelir. Binaenaleyh bir kimse bir müslümanı darı islâmda veya onu müslüman olduğunu bildiği halde darı harbde amden öldürse bu maktulün velîsi muhayyer olur. Katili dilerse kati eder ve dilerse af eyler. Bu hususda maktulün reyine bakılmaz. Maamafih velînin kısas-dan affı, diyetden sükûtu, diyeti ıskat etmez. Veliyyi katîl buna müsta-hikdir, velev ki zikr etmesin. Meğer ki diyeti de sarahaten af etsin. Bir de katil ile bıtterazi bir bedel üzerine ittifak edebilirler.

Zahirîlere göre amden yapılan cerhden ve kat'ı uzuvdan dolayı da kısas icab eder. Cerihaların, şeccelerin hepsinde de mümaseleti temin mümkündür. Mecniyyün aleyh cerihalardan dolayı kısas ile diyet ara­sında muhayyer olmaz. Fakat hataen vuku bulan bir cerhden veya kat'ı uzuvdan dolayı kısas da, diyet de lâzım gelmez. Bu ma'füvdür. Bir ha­disi şerirde buyurulmuşdur. Yani: Allah Tealâ Resuli Ekrem'ine bir lûtfu mahsus olmak için onun ümmetinden hatayı, nisyam, ve mükrehen yapdıkîarı şeyleri af etmişdir. Bunlar bu hususlardan dolayı mes'ul olmazlar. Elmuhaliâ.)

«Buna cevaben deniliyor ki: bu af, mesuliyeti uhreviyye itibariyle­dir. Dünya itibariyle maktulün hakkı mahfuzdur. Bu hadisi şerif, muh tîin m ah veya .diyeti tazmin etmesine, ve bir nisyan eseri olarak abde::t-siz namaz kılanın bu namazı kaza etmesine münafi değildir. Hataen kat lin dünya ahkâmı itibariyle ma'füv olmayıb diyeti icab etdiği nassi ku-' anî ile sabitdir. Demek ki hatalar, mutlaka ma'füv değildir. Bir insanın canı muhterem olduğu gibi âzası da, malı da muhteremdir. Her zararın telâfi ve tazmin edilmesi ise hukuki islamiyyede bir esasdır. Camiüssağîr Şerhi Feyzül'kadîr, Mebsutı Serahsî.)

«Veliyyi katilin amden katilden dolayı kısas ile diyet arasında mu­hayyer bulunduğunu ihtiyar eden müctehidler, bu hususda hadisi şerifine vesaireye istinad etmekdedirler. Buna karşı da diğer müctehidler tarafından şu veç­hile cevab verilmişdir: Kur'anı mübînde buyurulmuşdur. Binaenaleyh amd;n katiller hakkında yalnız kısas icrası, ve ayni suretle cezalandırılmaları emr olunmuşdur. Adalet bunu iktiza eder, her ıkab kendi misliyle karşı­lanır, ainden katlin misli ise katildir. Bunda diyetin medhali yokdur. Meğer ki iki taraf razı olsunlar. îşte hadisi şerifde diyetin zikredilmesi de bu itibar iledir. Veliyyi diyet, cam tarafından diyet teklifi takdirinde düşünür, noktai nazarına muvafık gelirse kabul eder, muvafık gelmez se kabul etmez. Bu hususda muhayyerdir. Yoksa yapdığı haksız bir ka­tilden dolayı kendi şevki vicdanîsi ile hakkında kısas yapılmasını ilti­zam edenbir katili diyet namiyle bir mal vermeğe mecbur etmek sultiı-nna veliyyi katilin malik olması muvafık görülemez. Elmuhaliâ, Muhiti Burhanı. [33]