Kefaletin Şart Olup Olmaması Hakkındaki Mütalaalar :

Kefaletin Şart Olup Olmaması Hakkındaki Mütalaalar :

258 - : Yukarıda da beyan olunduğu üzere kefalet, gerek Hanefîlerce ve gerek Şafiîler ile Hanbelî fukahasınca nikâhın lüzumunun ve-ra sıhhatinin bir şartıdır. Hanefiyyeden yalnız îmam Kerhîye göre nikâhta kefaet asla şart değildir, nikâhta kefaetin vücudu ve ademi muteber değildir.

îmam Mâlik ile Haseni Basrî de kefaetin şartiyetine kail bulunma­mışlardır. Süfyanı Sevrî de neseb cihetile kefaetin muteber olmadığına :âhibdir.

Zahiriyye mezhebinde de böyledir. İbni Hazm diyor ki: Ehli Islâ-mın hepsi de kardeşlerdir. En adî bir zenciyenin oğluna Hâşimî halife­nin kızı bile haram olmaz. Kezalik: zânî olmayan herhangi bir fâsik müslüman, bir müslimei fâzılaya küfüvdür. Bir fâzıl müslim de bir müs-limei fâsikaya.zaniye olmadıkça küfüvdür, şu kadar var ki, bizce muhtar olan, akaribin, yani : yekdiğerine mütekarib ve mümasil olanların, bir-birile izdivaç etmesidir. El'muhallâ.

259 - : Kefaetin şartiyetine kail olan müetehitlerin delilleri şu veçhiledir:

(1) : Bazı ahadisi şerife, kefaetin şartiyyetine delildir. «Kadınlan ancak velileri tezvic edebilirler, onlar da küfüvlerinden başkasına tez­vic edemezler» mealindeki :

hadisi şerifi ile, «Kureyş, batın batın birbirinin küfvidir, sair Arablar da kabile kabile birbirlerinin küfüvleridir, mevalî de yekdiğerinin küfüv-leridir» mealindeki : hadisi şerifi de bu cümledendir. Mebsut.

(2) : Nikâhtan beklenilen maslahatlar, bihasebil'âde birbirinin na-zir ve mümasili olan kimseler arasında güzelce intizam bulur. Kefaet bulunmadığı takdirde ise bu maslahatlar muhtel olur. Çünkü bu masla­hatlar, istifrag ile tahakkuk eder, kadınlar ise küfüvleri olmıyan erkek­lerin istifraşmdan istinkâf ederler, arlanırlar. Bu sebeple de mezkûr maslahatlar haleldar olmuş olur. Bedayî.

(3) : Zevç ile zevce arasında mübasetalar carîdir ki, adeten bun­lara tahammül edilmedikçe nikâh devam etmez. Halbuki küfüv olmıyan bir kocanın mübasetatına tahammül edilmesi çetin bir iştir. Bu, selîm tabiatlere ağır gelir. Binaenaleyh bulıal ile nikâh devam edemez. Mebsut.

(4) : Nikâh, madamePhayat devam etmek üzere akdedilir; soh­bet, üîfet, muaşeret, tesisi karabet gibi maksatları tazammun eder. Bu haller ise birbirinin küfvi olan kimseler arasında vücut bulur.

(5) : Nikâhın meşruiyetindeki hikmet, zevciyete ait maslahatla­rın hayat devam ettikçe bir intizam dairesinde cereyan etmesidir. Çün­kü nikâh ile sıhriyyet teessüs eder, bu sayede ecanibden olanlar arasında bir karabet ve müzaheret husule gelir, birbirinin sürünle mesrur, kede-rile mükedder olur. Bu gibi haller ise beyinlerinde müsaheret vücude ge­len şahısların birbirine mümasil ve mütekarib olmasile tahakkuk eder, aralarında ensab ve evsafça mübaadet olan nüfusi beşeriyye beyninde ise mukarenet ve müveneset vücude gelemez. FethüTkadir.

260 - : Kefaetin şartiyyetine kail olmıyan zatlar da şu gibi de­lillere istinat etmektedirler :

(1) : Bir hadisi şerifteinsanlar tarak dişleri gibi müsavidirler) buyurulmuştur. Diğer bir hadisi şerifte de:müslümanlar kardeşdirler. Bir kimsenin diğer bir kimse üzerine tekvadan başka bir veçhile rüchaniyeti yoktur) buyurulmugtur. «Sizin nez-di ilâhide en kerîminiz, şüphe yok ki en ziyade mütteki olanınızdır* mea-Ündeki bir âyeti celîle de bunu müeyyiddir.

Binaenaleyh hilkatçe birbirine müsavi olan insanların yekdiğeri üze­rine tefevvuku, ancak diyanet, zühdü tekva cihetiledir, başka bir cihetle değildir. Mebsut. Bedayî. Camiüs'sağir.

(2) : Bilâli Habeşî, - radıyallâhü tealâ anh - ensarı kiramdan bir hânadena damat olmak üzere hıtbede bulunmuş, fakat muvafakat cevabı alamamıştı. Keyfiyeti Resuli Ekrem - salîâlahü tealâ aleyhi ve-selîem - Efendimize arz edince Nebiyyi Zîşan Hazretleri : «Git onlara söyle ki, Resulûllah emrediyor, kızlarım sana tezvic etsinler» diye fer­man buyurmuşlardı. Halbuki Hazreti Bilâl, utekadan idi. Eğer kefaet muteber olsa idi Resuli Ekrem Efendimiz bu veçhile ferman buyurmaz­lardı. Bedayi.

(3) : Eğer şer'i şerifte kefaet muteber olsaydı, kısasda da evvelâ bittarik mutebei olurdu. Çünkü sair hususlardan ziyade kısasda ihtiya­ta riayet olunur. Halbuki kısasda kefaet muteber değildir. Şerîf bir kim-vazî bir şahıs mukabilinde katlolunur. Bedayi.

(4) : Efer nikâhta kefaet muteber olsaydı, erkek tarafında aranıl-dığı gibi kadın canibinde de aranırdı. Halbuki kadın canibinde kefaetin taharri olunmadığı müsellemdir. Bedayi.

261 - : Yukarıda delillere -ve mütalealara şu yolda cevap veril­mektedir :

(1) : hadisi şerifinden mak-sat, ahıret ahkâmıdır, dünya ahkâmı değildik insanların ahıret umurun-ca biribiri üzerine tefevvükleri ancak amel ve takva itibâriledir, baş­ka bir cihetle değildir. Dünyevî umur ise başkadır. Binaenaleyh bu ha­disi şerif, dünyevî umurdan olan nikâhta kefaetin muteber olmadığını iktiza etmez.

(2) : Hazreti Bilâl hakkındaki hadisi şerif ile de kefaetin muteber olmadığına istidlal olunamaz. Bu hadisi nebevî, tevazuun ve kefaet talebini terkin mendub olduğuna ve kefaeti, diyanet* hususunda araştır­manın efdaüyyetine delâlet eder. Yoksa kefaeti talebin caiz olmadığına delâlet etmez. Mamafih bu babdaki emri Nebevînin Hazreti Bilâle has olması da melhuzdur.

(3) : Nikâh hususundaki kefaeti, kısasa kısas etmek de muvafık değildir. Çünkü kısas, âmmenin hayatını temin etmek maslahatına meb-nî meşru bulunmuştur ki, bu babda kefaete itibar olunması, o azîm mas-'ahatı müfevvit olur. Zira kısasda kefaete itibar olunsa herkes, kendi küfvi olmıyan düşmanını öldüı mek ister, bu sebeple kısasdan matlûp olan içtimaî menfaat ve maslahat fevt olur. Halbuki nikâhta kefaete itibar olunması, nikâhtan matlûp olan hüsni muaşeret ve bekayi meveddet ve zevciyyet gibi mühim maslahatları tesbit eder.

(4) : Kefaetin kadınlar canibinde aranılmaması da kefaetin gayri muteber olmasını iktiza etmez. Çünkü erkek müstet'rig olmakla kendi­sinden aşağı bir kadım istifraştan istinkâf etmez ve bu istifraş ile şere­fine halel gelmez. Fakat, kadın, istifraş olunacağı cihetle kendisinden aşağı bir erkeğin firaşinden imtina eder, arlanır, hizmetinde bulunmak­tan istinkâfta bulunur. Mebsut. Bedayî vesaire.

262 - : Yukarıdaki tafsilâttan anlaşılıyor ki, kefaete itibar etme­yen zatlar, insanların fıtraten birbirine müsavi olduğunu ve dini islâ-mın muhtelif, içtimaî sınıflar arasında tam bir müsavat tesis ettiğini na­zara alıyorlar.

Filhakika islâm dininde bütün insanlar, hilkaten müsavi görülerek ayni hukuka nail bulunmaktadırlar. Müslümanlıkta mütemayiz içtimaî sınıflar mevcut değildir, servet ve saman, seriüzzeval olup mübahata me­dar olacak hakikî bir meziyet sayılamaz. Hirfetler, sanatler ise beşerî hayatın devam ve intizamım temin için ittihaz edilmiş birer maişet yo­lundan ibarettir. Abâ ve ecdadın zühd ve tekva ile, ilm ve fazilet ile itti-safı ise bu gibi âlî meziyetlerden mahrum olan evlât ve ahfad için ifti­hara medar, feyz ve necata vesile olamaz.

Binaenaleyh nikâhta bu gibi hususatı araştırmaya lüzum yoktur. Elverir ki, bir insan, kendi zatında fahr ve mübahata medar olacak gü­zide evsaf ile, diyanet ile temayüz etmiş bulunsun.

Fakat kefaetin muteber olduğuna kail bulunan zevat da beşerin ah­vali ruhiyyesine infazı nazar ediyor. Halk arasında haseb ve nesebin, servet ve samanın, âbâ ve ecdada tecelli etmiş olan mehasin ve mekâri-min vesairenin âlî mefahirden sayıldığını pîşi mütaleaya alıyor, nikâh gibi mühim bir emri içtimaînin güzelce devam ve bekasını ve nikâhtan matlûp olan mütenevvi hayatî menfaatlerin husulünü temin içinbiribiri-le münasebet ve müsaheret tesis edecek kimselerin aralarında bir mü-caneset ve mümaseletin mevcudiyetine lüzum görüyorlar.

Filvaki insanların ruhî hallerini tetkik edenlerce malûmdur ki, hiç bir fert kendi akran ve emsali olmıyan kimseler ile güzelce imtizaç ve istinasta bulunamaz. (jjaiVli^LO^^Jlj^l) kavli hakîmanesi meşhurdur.

Binaenaleyh beşeriyeti fıtraten muttasıf bulunduğu bu gibi ruhî duygulardan, ihtiyaçlardan büsbütün tecrit etmek kabil olmadığından buna mümkün mertebe riayet etmek lâzım gelir. Kâinata hikmet amuz olan Resuli Ekrem Hazretlerinin kefaet hakkındaki ahadisi şerifesi de işte bu gibi maslahatlara, ruhî ilcaata nazaran varid olmuştur. [24]

Anket

Mecelle hukuktan nasıl haberdar oldunuz?: