Rüknün, illetin, şartın, sebebin ve alâmetin mahiyetleri vefasından:.

Rüknün, illetin, şartın, sebebin ve alâmetin mahiyetleri vefasından:.

527 -: Rükn, bir şeydir ki kendisile başkası .takavvüm eder, te­şekkül eder. Ve iki kısma ayrılır : Biri, rükni aslîdir ki : kendisi bulun­mayınca kendisile mütekavvim olarak şey de bulunmaz, hükümsüz kalır, îmana nazaran tasdiki kalbî gibi ki, bu tasdik bulunmayınca iman da bu­lunmamış olur.

Diğeri de rükni zaiddir ki : kendisinin bulunmamasile kendisile ta­kavvüm eden şey bulunmamış, hükümsüz kalmış olmaz, imana nazaran ikrarı lisanî gibi ki, bunun bu icbara mebnî bulunmaması, terk edilmesi, imanın bulunmamasını icab etmez.

Zaid rükünler de iki kısma ayrılır : biri, keyfiyet hasebile zaid olan rükünlerdir. îkrar gibi. Diğeri, kemmiyyet itibarile zaid olan rükünler­dir. On kişiden müteşekkil bir heyete nazaran üç, dört kişinin mevcudi­yeti gibi. Bu halde o heyetin altı, yedi âzası, bir rükni aslî, üç, dört âzası da bir rükni zaid bulunmuş olur. Aralarında ekseriyeti ârâ ile karar usn-Jü cari olunca üç, dört kişinin muhtelif karan, ekseriyetin kararını hü­kümsüz bırakmaz. Bunun içindir ki: «ekseriyet için hükmi kül vardır» denilir.

528 -: Elet, bir şeyin, bir hükmün sübut ve vücubü iptidaen ken­disine izafe edilen şeydir. Bu halde illet bulununca o hüküm de bulunur, il­let bulunmayınca o hüküm de bulunmaz.

Aklî illetlerde olduğu gibi şer'î illetlerde de -ekserin kavline gö­re __. illet, malûlden, malûl de illetten sonraya kalamaz, illet bulundu mu malûlü de hemen bulunur. Böyle olmazsa illetin sübutile hükmün sü-butüne, aralarında böyle bir rabıta bulunduğuna istidlal sahih olamaz.

Meselâ: ateş, yakmanın illetidir. Her ne zaman ateş bulunursa yak­ma hâdisesi de bulunur. Bunun gibi her ne vakit tam bir satış muame­lesi bulunursa bunun malûlü olmak üzere müşteriye mülkiyyetin sübıı-tü de bulunur. İşte bu, bir illeti tamme, bir illeti hükmiyyeden ibarettir.

529 -: İlletler, aşağıdaki yedi kısma ayrılır:

(1) : ismen, manen ve hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet; bir şey hakkındaki hükm için vaz edilmiş, o hükümde müessir bulunmuş ve o hüküm ile beraber bir zamanda tahakkuk etmiş olan bir illettir. İşte bu, bir illeti hakîkiyedir. Mutlak saûş gibi ki, her ne zaman bir mal hıyarattan ârî olarak satılırsa derhal müşteri satılan şeye mâlik olur. Binaenaleyh bu satış muamelesi, müşteri için mülkiyetin sübutüne hem ismen, hem manen, hem de hükmen ilettir. Sahih ve lâzım olan bir ni­kâh da zevç ile zevce arasında meşru münasebetin husulü için böyle bir illettir. Kısasa nazaran amden kati de böyle bir illettir.

(2) : İsmen ve manen illettir. Şöyle ki: bu illet; hükme vaz edil­miş, hükümde müessir bulunmuş olduğu halde hükme mukarin olmayıp hükümden mukaddem mevcut bulunan bir illet demektir. Fuzulî satış gibi. Çünkü bu satış ile müşteriye hemen mâükiyyet sabit olmaz. Bel­ki bu mâlikiyet husulü, bu satıştan sonra asıl mal sahibinin icazetine tevakkuf eder. Binaenaleyh böyle bir illete «illeti ismiyye», «illeti mâ-neviyye» adı verilirse de «illeti hükmiyye» adı verilemez.

Marazı mevt dahi marîz hakkında bazı hükümlerin tağyiri itibari-le bu kabilden bir illettir. Zira bu hükümlerde tağyir, marazı mevt ile beraber hemen vücude gelmez. Belki ölüm zamanına kadar teehhür eder. Vasiyet hükmü gibi.

Bir vakte muzaf olan akidler de bu kabildendir. İcarei muzafede olduğu gibi.

Kezalik: bir kimse, memlûk olan karibini, meselâ: validesini satın alsa bu satın alma muamelesi, o karibin azad olması için böyle ismen ve manen bir illet olmuş olur. Fakat hükmen illet olmaz. Çünkü bunun hükmen illeti, o kimsenin o karibine mâlik olmasıdır. Binaenaleyh o sa­tış muamelesi ile bu azad keyfiyeti arasında zamanen değilse de rütbe-ten bir teehhür vardır. Yâni: o kimsenin mâlikiyetinin araya girmesi vardır. Bu cihetle o muamele, bir «illeti hükmiyye» sayılamaz.

(3) : Manen ve hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet, hükme vaz edil­memiş olmakla beraber hükümde müessir olan ve hüküm kendisine mukarin bulunan bir illettir, iki cüzüden müterekkib bir illetin son cüz'ü gibi.

Meselâ: bir kimse karibine, yâni: bir mahrem olan zî rahimine sa­tın almak gibi bir sebeple malik olsa o karibi azad olur. Bu, karabet hakkına bir riayet neticesidir. Bu halde karabet ile mülkün mecmuu, ıtka bir illettir. Fakat mülk bulunmadıkça yalnız karaket itkin husulü için kâfi değildir. Mülkün husulü ise karabetten sonradır. Binaenaleyh mülek, itkin manen ve hükmen illeti bulunmuş olur. Amma mülk, ıtka mevzu olmadığından onun ismen illeti değildir.

(4) : İsmen ve hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet; hükme mevzu ve ona zamanen mukarin olup yalnız müessir olmıyan bir illetten ibarettir. Müsebbeb makamına kaim olan sebeb, ve medlul makamına ikame edi­len delîl gibi.

Meselâ : yolculuk ve hastalık halleri; namazları kasra, oruçları te'hire, mesh müddetlerini uzatmaya illettir. Bunlar, birer illeti ismiye ve hükmiyyedir. Bu hususta asıl illet, meşakkattir; müşkilâtı izale ga­yesidir. Bu meşakkat ve saire bu hükümler için birer hakikî illettir. Se­fer ve maraz halleri ise bunlara sebebdir. Binaenaleyh yolculuk ve has­talık halleri, birer müsebbeh olan meşakkat ve müşkilâtı izale yerine kaim olarak bu babdaki ruhsat hükümlerine ismen ve hükmen illet bu­lunmuştur. Zira sefer ve maraz, şer'an bu hükümlere mevzudur. Ve bu hükümler, bunlardan sonraya kalamaz. Yani: her ne zaman sefer ve­ya maraz bulunursa bu ruhsat hükümleri de bulunur.

Kezalik: bazı sözler, nıafizzamirin tercümanı, delili olarak mafiz-zamir yerine kaim olarak bir hükmün ismen ve hükmen illeti sayılır. Çünkü kalbde olanlara başka suretle ıttıla kabil olamaz.

Meselâ:, bir kimse zevcesine: «Eğer bana adavetin var ise benden boş ol» diyip zevcesi de «evet., sana adavetim vardır» dese boş olur. İş­te bu söz, o kadının kalbinde adavet bulunduğuna bir delildir. Onun ye­rine kaim olarak talâka ismen ve hükmen illet olmuş olur. Zira talâkın vukuu şer'an bu söze muzaftır ve talâk vukuu, bu sözden teehhür etme:;.

(5) : Yalnız ismen illettir. Şöyle ki: bu illet; yalnız hükme mevzu olup hükümde müessir ve onunla beraber mevcut bulunnıryan bir illet­tir. Şarta muallâk olan icablar gibi.

Meselâ: bir kimse zevcesine: «filân yere gidersen benden boş ol> dese bu tâlik,talâk hükmüne ismen illet olur. O yere gidilirse talâk vu­kuu tahakkuk eder. Talâk vukuu, o yere gidilmesine muzaf bulunmuş­tur. Fakat bu talik, talâka müessir ve ona zamanen mukarin olmadığı cihetle manen ve hükmen illet değildir. Çünkü o yere gidilmedikçe bu­nunla talâk vaki olmaz.

(6) : Yalnız manen illettir. Şöyle ki: bu illet, bir hükmün illetin 1.teşkil eden iki vasıftan birisinden ibarettir. Meselâ: ribanin illeti tam-mesi, Hanefîlere göre kader ile cinsten ibarettir. Bunlardan yalnız biri­si ise manen illettir. Çünkü hürmeti ribada tesiri vardır. Fakat ismen illet değildir. Zira bunlardan her biri şer'an ribanın hürmetine vazi edil­memiştir. Hükmen de illet de illet değildir. Çünkü bunlardan yalnız bi­risi bulunmakla ribadaki hürmet hükmü vücude gelmiş olmaz.

Bey ve şira, hibe ve icare gibi muamelâttaki icab ve kabullerden her biri de böyle yalmz manen bir illettir. Her ikisi ise o muameleyi, o akdi vücude getirmek hususunda bir illeti tammedir.

(7) : Yalnız hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet; hükme mevzu ve on­da müessir olmamakla beraber onunla birlikte mevcut olan bir illettir, illet hükmünde bulunan şartlar gibi.

Meselâ: bir kimsenin başkası mülkünde izni olmaksızın kuyu kaz­mış olması, oraya düşüp telef olan bir hayvanın bu telefine bir şart olmakla bundan dolayı icab eden tazmin hükmünün hükmen illeti bu­lunmuş olur.

Vâkıâ bu kuyu kazmak, tazmin için ismen bir illet değildir. Çünkü bu, şer'an telefe ve onun zımamna mevzu değildir. Manen de illet de­ğildir. Zira bu telefte esasen müessir değildir. Eğer müessir olsa her kuyu kazılınca böyle bir telef hâdisesi vaki olmak lâzım gelirdi.

530 - : Şart, alâmet manasınadır. Cem'i : şuruttur. Alâmeti vu-suk olduğu için mahkeme sâklerine = hüccetlerine de «şurut» denir. Sarat da alâmet manasınadır. Cem'i : eşrattır. Kıyamet alâmetlerine «eşratı saat» denilmesi gibi.

Şart, ıstılahça : hükme müessir ve musil olmayıp kendisi üzerine hükmün vücubü değil, yalnız sübut ve vücudu tevakkuf eden şeydir.

Meselâ : Şahidlerin vücudu, nikâhın sübutu, sıhhati için şarttır. Şahid bulunmadıkça nikâh hükmü vücude gelmez. Fakat şahidler ne hükme müessirdir, ne de nikâh için bir musil yoldur. Şahit olacak kim­seler bulunduğu halde nikâh akd edilmiyebilir.

531 -: Şartlar, aşağıdaki veçhile beş kısımdır :

(1) : Şartı mahzdır. Bu, bir şarttır ki: hükm kendisine muzaf ol­maz ve kendisi hükme bir musil tarik de bulunmaz. Belki kendisi üzeri­ne ya hükmün vücudu veya hükmün illetinin inikadı tevakkuf eder. Bu cihetle şartı mahz, şartı hakikî ve şartı câlî nevilerine ayrılır. Şöyle ki: üzerine bir hükmün vücudu tevakkuf eden bir şart, bir şartı hakikîdir. Nikâha nazaran şahidlerin, namaza nazaran taharetin vücudu gibi.

Üzerine bir hükmün illetinin inikadı tevakkuf eden bir şart da bir şart-ı câlîdir ki, bunu mükellef; nazarı itibara alır, tasarrufatını bunun üzerine talik eder. Bir kimsenin zevcesine: «filân yere gidersen benden boş ol» demesi gibi.

Bu sıgai şartiyye, bir taliki talâktan ibarettir.

Anket

Mecelle hukuktan nasıl haberdar oldunuz?: